top of page

Arama Sonuçları

Boş arama ile 226 sonuç bulundu

  • Meslek Testi Nasıl HAzırlanır

    MESLEKİ EĞİLİM BELİRLEME CETVELİ NEDEN VE NE ZAMAN KULLANILMALI?Öğrencilerin ilgi ve isteklerinin farkına varmalarını sağlamak ve hangi meslek alanına yatkın olduklarını belirlemek amacıyla kullanılır. KİMLERE, NASIL UYGULANIR? Ortaokul ve ortaöğretim (lise) öğrencilerinde uygulanabilir. Okul Psikolojik Danışmanı ya da Sınıf Rehber Öğretmeni tarafından uygulanır. Test öğrencilere dağıtılarak, yönergesi okunup uygulanması sağlanır.Uygulaması ve değerlendirmesi oldukça basit olduğundan öğrenciler kendileri de uygulayarak değerlendirebilirler. NASIL DEĞERLENDİRİLİR VE YORUMLANIR? Cevap cetvelindeki her bir sütun bir meslek gurubuna aittir. - İşaretlenen her bir hane 10 puan değerindedir. Bu puanların toplamı her sütunun altına yazılır. - Alınan puanlara göre öğrencinin bir meslek gurubuna olan ilgisi ve yakınlığı aşağıda verilen puan aralıklarının göstergelerine göre değerlendirilir. - Cevap cetvelindeki sütunlardaki meslek gurubunun, hangi mesleklerden oluştuğu “Meslek gurupları Listesi” nde bulunmaktadır. Puanınız 000-040 arası ise;  Bu mesleklere ilginiz yok. Puanınız 040-080 arası ise; İlginiz var ama bu meslekleri seçmeniz için yeterli değil. Puanınız 080-100 arası ise; Bu mesleklere ilginiz var ama seçmeden önce bir kere daha düşününüz. Puanınız 100-130 arası ise; Normal, bu meslekleri seçebilirsiniz. Puanınız 130-160 arası ise; Bu meslekler sizin için çok uygun Mesleki Eğilim Belirleme Cetvelinin öğrencilerin ilgi ve yetenekleri ile mesleki eğilimlerini belirlemeye yönelik yapılan diğer bireyi tanıma teknikleri, bireysel ve grup mesleki rehberliği, mesleki rehberlik oyunları, karar verme süreci, okul ve meslek tanıtımları gibi diğer Mesleki Rehberlik çalışmaları ile desteklenmesi öğrenciler için daha yararlı olacaktır. MESLEKİ EĞİLİM BELİRLEME TESTİ Açıklama: Bu bir ilgi envanteridir. İlgi envanterleri genellikle, iş, meslek ve çeşitli sosyal ve kültürel etkinliklere karşı bireylerin ilgilerini ölçmek amacıyla hazırlanmaktadır. Bu envanter sizi değerlendirmeyi amaçlayan bir test olmadığı için önceden belirlenmiş doğru veya yanlış cevaplar yoktur. Sizden istenen; ifadeleri dikkatlice okuyup, bu ifadelerin size ne kadar uygun olduğunu, sizin durumunuzu ne ölçüde yansıttığını belirtmenizdir. Sizin ilgi ve isteğinizi yansıtan her cevap geçerlidir. Size uygun olan seçenekleri (x) işareti koyarak cevap kağıdına işaretleyiniz. o 1-Bir tarlanın yanından geçerken özellikle ürüne dikkat etmek o 2-Bozulan elektronik aletleri tamir etmek o 3-Akıl danışılabilecek bir kişi olmak o 4-Müzeleri gezmek o 5-Kitap okumak o 6-Modern yaşamın problemlerini araştırmak o 7-Uluslararası konferanslara katılmak o 8-İnsan vücudunun işleyişini incelemek o 9-“Milyarder olma sanatı” adlı kitabı okumak o 10- Matematiksel hesaplara ilgi duymak o 11-Çiftlik hayvanlarına ilgi duymak o 12-El sanatları sergilerini gezmek o 13-Seyrettiği polisiye filmlerinin sonucunu tahmin etmek o 14-Pul veya benzeri koleksiyonlar yapmak o 15-Gazetelerde köşe yazılarını okumak o 16-TV de açık oturum yönetmek o 17-Yabancı dilden kitap tercüme etmek o 18-Sağlık kuruluşlarında çalışmak o 19-Parayı dövize çevirerek saklamak o 20-Bilgisayarda özel programlar geliştirmek o 21-Sebze ve meyve yetiştirmek o 22-Evdeki eski mobilyaları onarmak o 23-Liderlerin hayat hikâyelerini okumak o 24-Antika eşyalara ilgi duymak o 25-Ünlü şairlerin en az birinin tüm eserlerini okumak o 26-İnsan davranışlarının nedenini araştırmak o 27-Turistlerle konuşmaya çalışmak o 28-Hasta insanlara yardım etmek o 29-Enflasyonun nedenlerini araştırmak o 30-Sayısal bilgi gerektiren bulmacalar çözmek o 31-Yabani hayvan resimlerini biriktirmek o 32-Bir binanın mimari özelliğini incelemek o 33-Bir hayır kurumu için para toplamak o 34-Türk Sanat Müziği ve Klasik müzikten hoşlanmak o 35-Halkın gelenek ve inançlarının nedenlerini incelemek o 36-İnsanlardaki psikolojik sorunların sebeplerini incelemek o 37-Yeni duyduğu yabancı bir kelime için sözlüğe bakmak o 38-Alınan ilaçların prospektüsünü okumak o 39-Ekonomi dergilerini izlemek o 40-Ev, apartman ve benzeri yapıların projelerini çizmek o 41-Modern çiftlik yöntemleri hakkında yazılar okumak o 42-Güzel resim yapmak o 43-Okul tercihi yaparken arkadaşlarına yol göstermek o 44-Taklit yapmak o 45-TV deki kültür sanat programlarını izlemek o 46-Gazetelerdeki “ Sorunlarınıza çözümler” türündeki yazıları okumak o 47-Yabancı ülkeleri merak etmek o 48-Laboratuarda deney yapmak o 49-Borsa ile ilgilenmek o 50-Bir işletmenin muhasebesini tutmak istemek o 51-Ormanda tatil yapmak o 52-Olumsuz biteceği tahmin edilen bir işte bile sonuna kadar sabretmek o 53-Siyasi parti propagandalarına katılmak o 54-Sanat galerilerini gezmek o 55-Tarihi olay ve kişileri incelemek o 56-Dernek Vakıf gibi hayır kurumlarında çalışmak o 57-Dil öğrenmenin pratik yollarını araştırmak o 58-Ölmek üzere olan bir hastaya suni teneffüs yaptırmak o 59-Döviz kurlarını takip etmek o 60-Bilim teknik dergileri okumak o 61-Başka ülkelerin iklim yapıları ile ilgilenmek o 62-Çocuklara pratik oyuncaklar yapmak o 63-TV deki açıkoturum programlarını izlemek o 64-El becerisi kermeslerini gezmek o 65-Radyo ve TV den günlük haberleri takip etmek o 66-İnsanları suça iten nedenleri araştırmak ve bunlarla ilgili yazıları okumak ve yazmak o 67-Turistlere rehberlik etmek o 68-Sağlık alanındaki buluşları izlemek o 69- Reklamları izlemek o 70-Keşif ve icatlarla ilgilenmek o 71-Denizin dibini ve suları araştırmak o 72-Halı ve kilim mağazalarının vitrinlerine bakmak o 73-Bir başkasına yapılan haksızlığa karşı koymak o 74-Gezilerde fotoğraf makinesi taşımak o 75-Olayların neden ve sonuçlarını merak etmek o 76-Ceza evinde tutuklu olan bir arkadaşını ziyaret etmek o 77-Güçlü bir hafızaya sahip olmak o 78-Hastanede yatan yakınlarını sık sık ziyaret etmek o 79-İnsanları etkilemenin yollarını öğrenmek o 80-Radyo ve TV devrelerinin nasıl çalıştığını araştırmak o 81-Değişik çiçek cinslerine ilgi duymak o 82-Evdeki eşyaların yerleştirilmesinde fikir beyan etmek o 83-Münazaralara katılmak o 84-Mizah ( güldürü ) dergilerini okumak o 85-Çeşitli toplulukların sosyal yapılarını incelemek o 86-Günlük gazetelerden en az birini izlemek/takip etmek o 87-Türkçe dersinde Dilbilgisinde başarılı olmak o 88-Bir hastanın ameliyatını izlemek o 89-Zarar eden bir şirketi kara geçirmek o 90-Farklı bir yakıtla çalışacak otomobil yapmaya çalışmak o 91-Yağmurun ne zaman yağacağını önceden tahmin etmek o 92-Mobilya fuarını gezmek o 93-Miting ve kitle gösterilerine katılmak o 94-Saz, gitar, org, piyano, flüt vb. müzik aletlerinden birini severek kullanabilmek o 95-Söz söyleme ve ikna etme kabiliyetine sahip olmak o 96-Gazete bayinin önünden geçerken gazete manşetlerine bakmak o 97-Farklı dillerdeki ortak kelimeleri bulmaya çalışmak o 98-İnsan ve hayvan hücrelerini incelemek o 99-Satın alacağı bir malın toptan fiyatını öğrenmek o 100-Astronomi ile ilgili kitaplar okumak o 101-Türkiye’nin yer altı zenginliklerini araştırmak o 102-Araba Modelleriyle ( Tipiyle) ilgilenmek o 103-Bir kurumun personel Müdürü olmak o 104-Fiyatın yüksekliğine rağmen lüks bir lokantada yemek yemek o 105-Büyük bir yazar veya Şair olmayı düşünmek o 106-İnsan ve evrenin niçin yaratıldığını düşünmek o 107-Gazete ve dergilerdeki dış politika yazılarını okumak o 108-Bilim müzesini gezmek o 109-Bir firmanın kar zarar hesaplarıyla ilgilenmek o 110-Bilim kurgu filmlerini izlemek o 111-Madenlerin ve Petrolün nasıl oluştuğunu merak etmek o 112-Modayı izlemek o 113-Önemli bir konuda bilgi toplamak o 114-Sulu boya ile tabiat resimleri yapmak o 115-Eşya ve olayların ayrıntılarına dikkat etmek o 116-Alış veriş yaparken pazarlık yapmak o 117-Düşüncelerini söz ve yazı ile etkin bir şekilde aktarabilmek o 118-Şifalı suların ve kaplıcaların faydalarını araştırmak o 119-Serbest piyasa ekonomisine taraftar olmak o 120-Uzun süre masa başında çalışmaya sabretmek o 121-Deniz sahilinde geçecek bir geziye katılmak ve ya katılmak istemek o 122-Kumaşlardaki desen ve renk uyumuyla yakından ilgilenmek o 123-Arkadaşlarıyla iyi ilişkiler içersinde olmak o 124-Çamurdan figürler yapmak o 125-Bir derste veya oturumda muhatabına konunun incelikleri hakkında soru sormak o 126-Yeni anayasayı veren gazeteyi almak o 127-Genel kültür ansiklopedilerini karıştırmak o 128-Kanser tedavisini merak etmek o 129-Giyimine özen göstermek o 130-Teknolojik yeniliklerle ilgilenmek o 131-Yüksek dağlara ve tepelere tırmanmak o 132-Kitaplarını kullanmadan önce ciltlemek veya kaplamak o 133-Oyunlarda kaptan olmak o 134-Oturduğu evin dekoruna ve düzenine önem vermek o 135-Duygularını, Düşüncelerini ve gördüklerini abartılı bir şekilde aktarmak o 136-Meclis TV yi izlemek o 137-Yakın tarihe ait belgeleri çözmek o 138-Kır gezilerinde Şifalı bitkileri toplamak o 139-Güne programlı başlamak o 140-Bir işe başlamadan önce o işin planını ve programını yapmak o 141-Hasta ve yaralı hayvanlara yardımcı olmak o 142-El becerisi gerektiren işleri titizlikle yapmak o 143-Toplum önünde etkili ve güzel konuşmak o 144-Sinemaya ve Tiyatroya gitmek o 145-Dini konularda bilgi toplamak o 146-Farklı ırkların, neden farklı renklerde tenleri olduğunu araştırmak o 147-Bir Kurumu temsilen görüşmelerde bulunmak veya bulunmak istemek o 148-Yabancı dildeki eşya isimlerini hafızada tutabilmek o 149-Randevularına zamanında gitmek o 150-Bilimsel formüllerin nasıl geliştirildiğini merak etmek o 151-Nükleer santrallerin yapılmasına karşı çıkmak o 152-Dokuma tezgahında çalışmak istemek o 153-Bir konuda araştırma ve inceleme yaptıktan sonra karar vermek o 154-Sanat tarihimizde önemli bir yeri olan camileri gezmek o 155-Çocuklara masal anlatmak o 156-Farklı ırkların ve dillerin nasıl oluştuğunu araştırmak o 157-Yabancı filmlere ilgi duymak o 158-Düşkün ve çaresizlere yardım etmeyi sevmek o 159-İnsani ilişkilerde nazik olmak o 160-Kullandığı cihazların fonksiyonların geliştirmek ve çoğaltmak MESLEK GRUPLARI A-SÜTUNU • Ziraat mühendisi • Orman Mühendisi • Veteriner • Çevre Mühendisi • Su Ürünleri Mühendisi • Maden Mühendisi • Turizmcilik • Tütün Eksperliği • Arkeoloji • Spor • Meteoroloji Mühendisi • Coğrafya B-SÜTUNU • Tekstil mühendisi • Makine Mühendisi • Mimar • Radyo-TV Teknisyeni • Teknik Eleman • Teknik Ressam • Teknik Öğretmenlikler • Diş Teknisyenliği • İç Mimar C-SÜTUNU • Hukuk • Avukat • Yargıç • Savcı • Siyasal bilimler • İşletme • Yönetici D-SÜTUNU • Fotoğraf • Sinema Tiyatro • Müzik • Resim • Heykeltıraş • Mimar • Peyzaj mimarı • Arkeolog-arkeoloji • Dekoratör • Sanat tarihi E-SÜTUNU • Edebiyat Öğretmenliği • Gazeteci • Öğretmen • İlahiyatçı • Halkla ilişkiler • Reklamcı • Pazarlamacı • Tarih • Rehberlik F-SÜTUNU • Psikoloji • Felsefe • Sosyoloji • Antropoloji • Hukuk • Pazarlama • Kamu Yönetimi • Gazeteci • Yazar • Halkla ilişkiler G-SÜTUNU • Mütercimlik • Filoloji • Otelcilik • Turizmcilik • Uluslararası ilişkiler • Yabancı Dil Öğretmenliği H-SÜTUNU • Biyolog • Eczacı • Doktor • Diş hekimi • Veteriner • Hemşire • Kimyagerlik I-SÜTUNU • İktisatçı • Bankacı • Tüccar • Maliyeci • Maliye müfettişi • Ekonomist • Muhasebe • Kamu ve Özel sektör Yöneticisi İ-SÜTUNU • Bilgisayar, Matematik • Fizik, İnşaat • Elektrik-Elektronik • Uçak mühendisliği • Endüstri Mühendisliği

  • Pazarlamada Kullanılan Analizler Nelerdir

    Amerikalıların pazarlamada ne kadar becerikli oldukları bilinir. Dünya markalarının çoğunluğu Amerika’dan çıkmıştır. Pazarlamada başarıları artık kıtalararası boyuttadır. Bu birikimin nereden geldiğini merak edenlere daha 1925 yılında yazılmış aşağıdaki metne dikkatlerini vermelerini önereceğim. “Kişi(pazarlamacı) bir yol bulmalı ve ötekilerin tümünü safdışı bırakan öneriyi yapmalıdır. Kalitede, hizmette ya da koşullarda avantajlar sunmalı veya başkalarının ihmal ettiği gerçekleri sayarak görünüşte bir avantaj yaratmalıdır. Bir adın ya da markanın bağırarak ilan edilmesi yeterli değildir. İnsanların başkalarından değil sizden satın almasını istemek işin doğasına aykırıdır. İnsan rakibini, ötekilerin neler önerdiğini, insanların ne istediğini bilmelidir.  Avantajların kendi tarafında olduğundan emin olmadan insanın bir savaş riskine girmesi aptallıktır. Parasını dikkatli harcayan insanlar uzun süre aldatılamaz. İnsanları nasıl yanınızda tutacağınızı kesinlikle görmeden, onları yanınıza çekmek için para harcamayın. Ellerindeki kuruşları hesaplayan insanların zekasını ve sahip oldukları bilgileri küçümsemeyin.” (Claude Hopkins; Reklamcılık Yaşantım ve Bilimsel Reklamcılık;YKY;sy:66) Claude Hopkins 90 yıl öncesinden bir pazarın nasıl analiz edilmesi gerektiğine dair önemli ipuçları veriyor. Çağdaş pazarlama sadece bu perspektifi derinleştirmiştir. Amerikalıların daha, ticari kapitalizmin erken bir döneminde fark ettikleri bu gerçek halen ülkemizde fark edilmemiştir. Bir çok örnek verebilirim ancak en iyi örnek MİO deterjandır. Kayseri’li Hes grubuna ait olan MİO deterjan bir fabrika yatırımı ile üretime başlamış ve 2000’li yılların başlarında da kuvvetli bir reklam atağı yapmıştı. Ancak sonuç tam bir hüsrandı. Mio nerde hata yapmıştı? Markasını “bağırarak ilan etmiş”, “avantajların kendi tarafında olduğunu bilmeden  savaş riskine girmiş”, “insanları nasıl yanında tutacağını kesinlikle görmeden para harcamıştır”.  Bugün internette Mio’nun sonuna ilişkin haberleri bulabilirsiniz. Eğer paranız bol ve harcamaktan çekinmiyorsanız aynı yolu izleyebilirsiniz. Ancak günümüzde para kazanmanın ve kar etmenin gerçekten zorlaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Bugün iş kurmak, iş geliştirmek ve kar elde etmek için daha rafine yöntemlere başvurmak zorundayız. Pazar analizi Dışsal analiz ve İçsel Analiz olarak iki aşamadan oluşur. İçsel analiz şirketin kendi performansını tespit etmek için yapılır. Sözkonusu olan yeni bir şirket ise doğal olarak varolan durumun tespiti yapılamayacaktır. Bu durumda dışsal analizden başlayarak başarı için sahip olunması gerekli asgari yetkinlikler belirlenmeli ve bunlara sahip olacak bir program yapılmalıdır. Ancak mevcut bir şirket için bu çalışma yapılıyorsa  ilk aşama şirketin performansının analizidir. Bu aşamada karlılık, satışlar (ürün, ambalaj, mevsim ve kanal bazında kırılımlar) müşteri memnuniyeti, satış kanalı memnuniyeti, ürün kalitesi, çalışanların kapasitesi gibi konular analiz edilir. İkinci aşamada  analiz sonucuna göre güçlü yanlar, zayıflıklar, yükümlülükler, engeller ve belirsizlikler tespit edilir. Bu, göreceğiniz üzere SWOT analizinin bir kısmıdır. Genelde SWOT analizi yapmış olmak için yapılır ve bir analiz çalışmasına dayanmaz. SWOT’tan önce içsel analiz yapılarak buradan çıkan sonuçlara göre SWOT’a başlanmalıdır. Aksi takdirde SWOT eksik kalacaktır. Pazar Analizinin en önemli kısmı dışsal analizdir. Claude Hopkins’in dediği gibi “İnsan rakibini, ötekilerin neler önerdiğini, insanların ne istediğini bilmelidir”. Bunu ise dışsal analiz ile yapabiliriz. Dışsal analiz 4 boyutta gerçekleştirilir;  Müşteri Analizi  Rakip Analizi  Pazar/Sektör Analizi  Çevre Analizi Bu boyutların hepsi analiz edilmelidir. Ancak pratikte hepsinin stratejiye etkisi  aynı oranda değildir. Çevre analizi dediğimiz ekonomik, teknolojik ve yasal trendler daha makro düzeydedir. Kısa vadede çok çabuk değişmezler. Bu nedenle diğer üç boyuta daha fazla ağırlık verilmesini tavsiye ediyoruz. Müşteri Analizi Müşteri analizi müşteri segmentlerinin belirlenmesi, müşteri motivasyonlarının araştırılması ve karşılanmamış ihtiyaçların belirlenmesi adımlarından oluşur. Müşteri segmentasyonu sınırsız sayıda yapılabilir. Ancak hedef, ürününüz/markanızla  en alakalı müşteri gruplarını bulmaktır. Diğer bir bakış açısı rakiplerinizin ilgi göstermediği ama sizin yönelebileceğiniz müşterileri tespit etmektir. Segmentasyon için profosyonel araştırma desteği de alınabilir. Ancak segmentasyon metodolojisini öğrenerek bunu sizin yapmanızı tavsiye ederiz. En işlevsel segmentasyon metodu ihtiyaç-fayda bazında yapılandır. Ancak bunun için müşteri motivasyonları araştırılmış olmalıdır. Motivasyon araştırmasında hedef hangi faydaların müşterileri ürünü/markayı satın almaya teşvik ettiğini bulmaktır. Bu aşamada müşterilerle alakalı faydaların tespiti devamında bunların müşteriler açısında göreli önemlerinin belirlenmesi ve müşterilerin bu fayda gruplarına göre tanımlanması gerekir. Müşteri analizinin en heyecanlı kısmı karşılanmamış ihtiyaçların araştırılmasıdır. Çünkü karşılanmamış ihtiyaçlar pazarda atılım yapmak isteyen firmalara kuvvetli bir kaldıraç etkisi verebilir. Eğer böyle bir karşılanmamış ihtiyaç bulabilirseniz işin yarısını halletmiş olursunuz. Karşılanmamış ihtiyaçları ancak ve ancak müşterilerinizi iyi tanıyarak bulabilirsiniz. Bunun için tüketici araştırmaları önem taşıdığı gibi bununda ötesinde müşterilerinizi yakından gözleme fırsatları yakalamalısınız. Müşterilerinizin ürün ve ürün grubu ile ilgili deneyim alanlarını analiz ederek onlarda tatminsizlik yaratan veya problem oluşturan bir unsur bulmalısınız. Birkaç unsur söz konusu ise mevcut ürün teklifleri ile en çok tekrarlanan ve rahatsızlık şiddeti en yüksek  olan probleme odaklanmanız gerekir. Günümüz pazarlarında artık böyle bir karşılanmamış ihtiyaç bulmak giderek zorlaşmaktadır. Fakat bu sizi umutsuzluğa düşürmesin. Yaptığınız araştırmada bazı karşılanmamış ihtiyaçları tespit etmiş ancak bunun üzerinde iş geliştirmeye çalışan firmalarında varlığını görmüş olabilirsiniz. Bu aşamada bu rakipleri analiz ederek bir çıkış yolu bulabilirsiniz. Eğer bu firma yerel ve küçük ölçekli bir firmaysa siz ulusal çapta bir iş organize edebilirsiniz. Bu konuda en güzel örnek Toyota’nın Türkiye’ye giriş stratejisidir. O güne kadar varolan firmaların servislerinde sürekli ve yoğun problem yaşayan Türk otomotiv müşterilerine Toyota ilk defa yüksek kalitede servis hizmetini uygun fiyata vererek pazarda talep yaratmıştır. Sadık bir müşteri tabanı kazanmış, servis kalitesi kulaktan kulağa yayılarak ününü oturtmuştur. Yarattığı müşteri memnuniyeti o kadar yüksekti ki geliri itibari ile  daha üst model alabilecek tüketiciler Toyota’dan vazgeçemediler. Rakip Analizi Rakip analizi dışsal analizin ikinci fazıdır. Hedefiniz  müşteri analizinden çıkan sonuçlarla ilişkilendirerek bir strateji geliştirmektir. Aynı zamanda odaklanacağınız diğer bir konu sizin güçlü yanlarınıza kıyasla rakiplerinizin zayıf yanlarıdır. Çünkü bunu istismar ederek kullanacaksınız. Sizin zayıf yanlarınız ve rakibinizin güçlü yanlarını ise nötralize etmeye çalışacaksınız. Bu çok önemlidir. İleride değineceğiz. Rakip analizinde ilk aşama rakiplerin belirlenmesidir. Bu aşamada rekabete daha geniş bir perspektiften bakmanız gerekir. Sadece sizinle aynı ürünü üreten rakiplere değil ürününüzü ikame eden ürünleri üreten rakiplere de odaklanmalısınız. Birinci gruba doğrudan rakipler ikinci gruba dolaylı rakipler denir. Örneğin Coca Cola için doğrudan rakipler pepsi ve cola turca iken, dolaylı rakipler sıcak ve soğuk tüm içecek üreticileridir. Dolaylı rakipler aynı zamanda potansiyel büyüme fırsatları anlamına gelir.  Rakip analizinde aşağıdaki soruları cevaplamanız gerekir?  Rakiplerin hedefleri ve stratejileri nedir?  Ürün/üretim maliyetleri nedir? Maliyet avantajına sahipler mi?  İmajları ve konumları nedir?  En başarılı ve en başarısız rakipler kimler? Neden?  Her bir rakibin (dolaylı ve doğrudan) güçlü ve zayıf yanları nelerdir?  Ölçekleri, karlılıkları, gelişimleri nasıl?  Organizasyonları ve kurumsal geçmişleri, kurumsal tecrübeleri? Rakiplerinizin güçlü ve zayıf yanlarının tespit edilmesi yeterli değildir. Doğrusu bunların bir listesinin çıkarılmasıdır. Güçlü ve zayıf yanların tespitinde yardımcı olacak bir rehberi aşağıda veriyoruz.  İnnovasyon Yetenekleri  Üretim  Finans  Yönetim  Pazarlama&Satış  Müşteri İlişkileri Bu çalışmadan sonra güçlü ve zayıf yanların bir değerlendirmesini yapmalısınız. Rakiplerinizin güçlü ve zayıf yanları bilgisi size  takip edebileceğiniz strateji seçenekleri sunacaktır. Sektör/Pazar Analizi Müşteri analizi ve rakip analizinden sonra stratejinize ışık tutacak üçüncü faz Sektör/Pazar analizidir. Sektörünüzün dinamikleri, büyüklüğü, 5-10 yıllık sürelerde pazardaki büyüme trendlerinin  anlaşılması gerekir. Bu bilgi ile hedeflerinizi (Pazar payı, karlılık vb) rakamsal düzeyde belirler ve yatırım kararlarınıza  yön verebilirsiniz. Sektöre  mümkün olduğunca derin ve geniş bir  şekilde yaklaşılmaldır. Sektörün büyüklüğü hem miktar hem ciro olarak önemlidir. Ama bu cironun satış kanalları bazında ve (varsa) ambalaj boyutları, ürün kompozisyonu ve ürün portföyüne göre dağılımı daha da önemlidir. Pazarın alt bölümlerinin olup olmadığına dikkat edilmelidir. Bu bölümlemeyi sizde yapabilirsiniz. Önemli olan size bir seçenek sunmasıdır. Ülkemizde devletin kontrol ettiği sektörlerin dışında Pazar büyüklüğüne ilişkin sağlıklı veriler bulmak ne yazık ki mümkün olmuyor. Bu durumda Pazar büyüklüğünün bazı parametrelerden yola çıkılarak hesaplanması mümkündür. Belli bir sapma payı ile doğru verilere ulaşılabilir. Hiç olmamasından iyidir. Pazarın potansiyel karlılığı hem toplamda hem de alt bölümleri bazında hesaplanmalıdır.  Bu bilgiyi içsel analizden elde edeceğiniz bilgilerle kıyaslayacaksınız. Sektörün cazibesi veya cazip olan bölümlerinin anlaşılması önemlidir. Bu bilgi belirttiğimiz üzere yatırım kararlarınıza yön verecektir. Aynı şekilde pazarın dinamikleri de çözümlenmelidir. Her pazarın kendine özgü bir dinamiği ve karakteristiği vardır. Pazar bölümleri, kritik başarı faktörleri, trendleri, tehditleri ve fırsatları ve belirsizlikleri her sektörde farklı şekilde tezahür eder. Bu süreçlere gerçekten hakim olmadan karar verilmemelidir. Çoğunlukla başarınız bu verileri nasıl yorumladığınıza ve değerlendirdiğinize bağlı olacaktır. Eğer kritik başarı faktörleri içinde stratejik bir zayıflığınız varsa ve bunu nötralize edemiyorsanız rekabet kapasiteniz ciddi anlamda yara alacaktır. Büyük olasılıkla da işinizde başarılı olamayacaksınız. Eğer bu konuda bir zayıflık tespit ettiyseniz bu alana “ağırlık merkezi” olarak yaklaşmanızı tavsiye ederiz. Çevre Analizi Başta belirttiğimiz üzere çevre analizi kısa vade de işinize etkileri sınırlı olacaktır. Önemli olmakla birlikte pratikte çok genel tespitlerden öteye geçilememektedir. Ve her sektörde aynı oranda  etkili değildir. Ülkemizde devletin vergi politikalarının doğrudan etkisi altında olan sektörlerde (akaryakıt, alkollü içecekler vb), makroekonomik trendler ve devlet politikalarının takibi önemlidir. Aynı şekilde teknolojiyle alakalı bir sektör için bilgisayar ve telekomünikasyon teknolojisinde ki trendler önem kazanır. Çevre analizinin işimize etkilerinin tespiti  müşteri, rakip ve sektör analizinden daha kolaydır. Somut etkiler söz konusudur. Yeter ki takip edilsin. Çevre Analizinde takip edilecek trendler için bir rehber aşağıda verilmiştir.  Teknolojik gelişmeler (Ör; elektrikli motorlar ve akıllı telefonlar)  Tüketici Trendleri (sağlıklı yaşam arzusu, genç nüfus veya yaşlı nüfus oranının artması, yeşil ekonomi vb)  Ekonomik ve Yasal Gelişmeler (Faiz oranları, cari açık, vergi politikaları ve devletin düzenleyici kuralları) Tabi bu analizleri artık günümüz dünyasında ulusal değil küresel ölçekte yapılması gerekiyor. Sadece kendi sınırlarımız içine gömülerek iş yaparsak dış dünyadan gelen tehditleri (ve fırsatları) göremeyiz.  Tabi rekabeti de küresel ölçekte tanımlamamız gerektiğini gösteriyor. Dışsal Analiz ve SWOT Analizi Dışsal analizden sonra artık SWOT analizini çok daha kuvvetli bir şekilde yapabilirsiniz. Dışsal analiz bize SWOT’un ikinci kısmını (OT) yani fırsatlar ve tehditleri verir. İyi bir dışsal analiz yapmadan OT tespit edilirse objektif sonuçlara  ulaşılamayacak ve eksik kalacaktır. Bu bölümü yine Claude Hopkins’ten bir alıntı ile bitireceğiz. “Alıcıların ne düşündüğü ve neyi istemeye başladığı bilinmelidir. Kazanan eğilimde başta olabilmek için kişi eğilimleri bilmelidir.”(sy;93) İçsel Analiz İçsel analiz dışsal analize göre daha kolaydır. Çünkü söz konusu olan sizin şirketiniz ve faaliyetleridir. Şirketinizle ilgili her türlü bilgiye kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Tabi bu  şirketinizde bilişim sistemlerini etkin bir şekilde kullanıldığı varsayımı ile geçerlidir. Ancak ne yazık ki hala bir önceki yılın satışlarını görmekten aciz şirketler olduğunu da biliyoruz. Bu durumda herşeyi bir kenara bırakın bir bilgi işlemci alarak bilişim yönetim sistemi kurun. İçsel analizde iki kritik konu vardır. Birincisi şirketinizin pazara göre nerde olduğudur. Örneğin pazarın hangi kesiminde yoğunlaştığınız, katma değerli Pazar kesiminde yer alıp almadığınız, pazardaki payınız gibi konular öne çıkar. İkincisi rakiplerinize göre nerde olduğunuzun  tespit edilmesidir. Birinci konuyu satışlarınızı ve karlılığınızı analiz ederek anlayabilirsiniz. Satışlarınızın ürünler, bölgeler, bayiler bazında dağılımı, karlı ürünlerin satış içindeki oranı gibi bilgiler önemli ipuçları verir. Bu değerlendirme ile pazara kıyasla güçlü, zayıf ve geliştirilmesi gereken alanlarınız belirlenmiş olur. İkinci konu şirketinizin ürün/markanın rakiplere göre durumu belirlenir. Müşteri memnuniyeti, marka bağlılığı, reel ve algılanan kalite, maliyet yapıları, innovasyon yeteneği, işbirlikleri gibi konulara bakılarak karlılığın ve satışların ötesine geçilmelidir. Bu analiz gireceğiniz Pazar mücadelesinde siz size zayıf ve güçlü yanlarınızı gösterecektir. Daha önce belirttiğimiz gibi SWOT’ta  SW  içsel analizin çıktısıdır. Analiz’den Stratejiye Peki bu çalışmalar sizi nereye götürecek? Bunu cevaplamadan önce benim askeri stratejiden aldığım bir terimi aktaracağım; Ağırlık Merkezi. Ağırlık Merkezi savaşta neyi etki altına alırsam başarıya ulaşabilirim sorusunun cevabıdır. Ağırlık Merkezi kavramını terminolojiye kazandıran Clausewitz devamında şunu diyor; “planlayıcı muharip her iki tarafın egemen karakteristiklerini kafasında tutmalıdır. Bu karakteristiklerden, her şeyin bağlı olduğu, tüm güçlerin ve hareketlerin merkezi olan bir ağırlık merkezi gelişir. İşte bu nokta tüm enerjimizin yönlendirilmesi gerektiği noktadır.” Sanırım açıklayıcı olmuştur. Siz hem kendinizin hem rakiplerinizin tüm karakteristik özelliklerini değerlendirdiğinizde işinizi geliştirecek ( pazara girmeniz veya pazarda güçlenmeniz için) bir sıçrama noktası (ağırlık merkezi) belirecektir. Bu sıçrama noktası rakiplerinizin stratejik bir zayıflığı, bir müşteri problemi veya karşılanmamış ihtiyaçlar olabilir. Bir sıçrama noktası (ağırlık merkezi) belirdiğinde artık bunun üzerinden bir pazarlama planı ve fonksiyonel programlar yapabilirsiniz. Bu o kadar kolay ve basit değildir. Zaten basit olsaydı stratejistlere de gerek olmazdı. Faaliyet gösterdiğiniz pazarın  analizinden sonra bu bilgilere dayanarak işinizi geliştirecek stratejiyi belirlemeniz gerekir. Bazen Pazar stratejisi (market strategy), bazen iş stratejisi (business strategy) olarak isimlendirilse de konu şirketinizin önünün pazarda nasıl açılacağıdır. Yalnız burada tartışacağımız konu marka stratejisi değildir. Marka inşası ve stratejisi bu bölümün bir alt kümesidir ve ayrıca işlenecektir. Strateji geliştirme süreci 3 adımdan oluşur. Sürdürülebilir Rekabetçi Avantajın (SRA) araştırılması ve belirlenmesi Büyüme stratejilerinin geliştirilmesi Ve Stratejilerin Uygulanması Önce birinciyi sonra ikinciyi inceleyeceğiz. SÜRDÜRÜLEBİLİR REKABETÇİ AVANTAJLAR (SRA) Strateji geliştirmenin ilk adımı sürdürülebilir bir rekabetçi avantajın (SRA) yaratılmasıdır. SRA hem varolan hem de olası rakiplerinizin karşısında şirketinizi destekleyecek ve başarısını garantileyecek bir ögedir. SRA kimi zaman maliyet avantajı, kimi zaman sadık müşteri tabanı kimi zamanda yaygın ve sadık dağıtım kanalları olabilir. SRA için şirketinizin varlıkları ve yeterliliklerine odaklanmalısınız. Rakipleriniz tarafından kopyalanamayacak veya karşıt bir tedbirle nötralize edilemeyecek nitelikleriniz SRA’yı oluşturabilir. Herkeste olan veya olabilecek özelikleri elemelisiniz. SRA araştırılırken iki boyuta bakılmalıdır. Birinci boyut (bir sonraki aşamada tartışacağımız) müşteri teklifinizi hatta marka değer önerisini sağlayacak unsurlardır. Bu unsurların müşteriyle alakalı olması ve Pazar için anlamlı olması şarttır. Bunun için müşterinin görüş açısı ile işinize  bakmalısınız. İkinci boyut için işinizi efektif ve etkin şekilde yapmanızı sağlayacak unsurlar üzerinde durulmalıdır. Bu unsurlar çoğunlukla teknik konulardan oluşacaktır. Üretim kapasitesi, üretim yöntemleri, teknoloji, yüksek kalite seviyesi, lojistik, hammadde kaynaklarına ulaşım gibi. Müşteri teklifi asla bu unsurlar üzerine oturtulmamalıdır. Yerli şirketler çoğunlukla bu hatayı yapmaktadırlar. Bu unsurlar müşteri için anlamlı olacak bir teklifin alt yapısını oluşturduğu kadar dikkate alınabilir. Çoğunlukla müşteri teklifiniz ve markanızın değer önerisi bu unsurlara dolaylı olarak bağlı olacaktır. Örneğin ölçek ekonomisi ile düşük maliyetlerle üretim yapıyorsanız ve bunu müşterilerinize fiyat/kalite teklifi ile sunmuşsanız elinizde iki SRA vardır. Birincisi ölçek ekonomisi ikincisi fiyat/kalite konumlaması. Ancak eğer birinci boyutta bir SRA’nız ikinci boyutta bir SRA’ya bağlı ise ikinci boyuttaki SRA’nın çok iyi yönetilmesi gerektiği açıktır. İkincinin kaybedilmesi birincinin kaybedilmesi demektir. Tabi bunuda aşmanın yollar var. Bir SRA’ya sahip olmak tek başına yeterli değildir. Belirttiğimiz üzere bu avantajların  alternatif müşteri teklifleri veya değer önerilerine çevrilmesidir. Bunu yaparken (SRA’larınızın  desteklediği) güçlü yanlarınızı, rakiplerinizin zayıf yanlarını ve pazarın (müşterilerin) ihtiyaçlarını ve beklentilerini eş zamanlı değerlendirmeniz gerekir. Alternatif değer önerilerinin belirlenmesi önemlidir çünkü bu sizin şirketinizin ve/veya marka(ları)nızın konumlaması, inşaası ve daha sonra yönetiminin temellerini verecektir. Claude Hopkins 1925’te  “Avantajların kendi tarafında olduğundan emin olmadan insanın bir savaş riskine girmesi aptallıktır.”  Derken çağdaş bir yönetici Jack Welch’de “Eğer rekabet avantajınız yoksa rekabet etmeyin” diyor. Müşteri Teklifi Müşteri teklifi Pazar mücadelesinde rakiplerinizin karşısında müşterileriniz için sizi öne çıkartacak teklif veya vaadinizdir. Müşterilerinize sizin ürünlerinizi almak için sunacağınız değer öneriniz rakiplerden farklılık ve ayrıştırıcı ögeler üzerine kurulur. Böyle bir avantaja sahip değilseniz kuvvetle ihtimal başarısız olacaksınızdır. Başarılı bir müşteri teklifi  reel olmalı, müşteriler, rakipler ve pazarla uyumlu olmalı ve farklılaştırıcı bir noktaya sahip olarak sürdürülebilir olmalıdır. Bu çerçevede kullanılabilecek başlıca alternatifler şu şekildedir:  ÜSTÜN ÖZELLİK VE FAYDA  CAZİP TASARIM  SİSTEM ÇÖZÜMLERİ  SOSYAL SORUMLULUK PROGRAMI  KUVVETLİ MÜŞTERİ İLİŞKİSİ  ÜSTÜN KALİTE  DEĞER (FİYAT/DEĞER KIYASLAMASI) Şirketinizin  yönelebileceği alternatif müşteri teklifi bu 7 boyutta değerlendirilebilir. Ancak bu yaklaşım marka konumu değildir. Marka konumu bu tekliflerden beslenecek ancak daha detaylı bir içeriğe sahip olacak. Yukarıdaki boyutların marka konumundan farkı şudur; Pazar stratejinizi bu 7 boyuttan biri veya bir kaçı üzerine kurgularken marka konumu daha rafine bir içerikte olacaktır. Ve tek bir vasıf üzerine kurgulanacaktır. Üstün Özellik ve Fayda; Ürünün veya hizmetin fiziki nitelikleri üzerinden ifade edilen tekliflerdir. En hızlı, en emniyetli, en dayanıklı, kullanımı kolay, en güvenilir vb. Cazip Tasarım; Ürünlerinizi rakipleriniz tarafından taklit edilemeyecek tüketicilerin beğenisine hitap edecek sevimli, cazip tasarımlarla imal edilmesidir. Apple ürünlerinin bu teklif alternatifini başarıyla kullandığını gözlüyoruz. Sistem Çözümleri; Özellikle teknolojik ve endüstriyel ürünleri üreten firmalara inanılmaz fırsatlar veren bir alternatiftir. Hıltı firması  inşaat ekipmanları ve sarf malzemeleri üreten bir firmadır. Bu firma ürünlerini müşterilerine sadece satmak yerine  kullanımı, korunması ve yenilenmesi süreçlerini de kapsayan bir kiralama teklifi geliştirerek işini canlandırmıştır. Sosyal Sorumluluk Programı Bu konuda en güzel örnek Body Shop firmasıdır. Firma kendisini  ürünler, mağazaları, çalışanları gibi somut varlıkları üzerinden değil bir sosyal program üzerinden lanse etmiştir. Kuvvetli Müşteri İlişkisi Bunu anlamak için Harley Davidson’a bakmanız lazım. Dünyada her halde tüketicisi tarafından dövmesi vücuduna yapılan tek markadır. Üstün Kalite Bazı markalar ulaşılabilecek en yüksek kalite seviyesi ile müşterilerine kendilerini sunarlar. Godiva, Mont Black ve Lexus örnek olarak  verilebilir. Tabi buna uygun bir fiyat seviyesi sözkonusudur. Değer Değer,  ürün ve hizmetlerinizin müşterilere rakiplere göre nasıl bir fiyat ile sunduğunuzdur. Tüketiciler için önemli olan ödedikleri fiyat karşılığında aldıkları değerdir. Aşağıdaki 4 boyut kullanılabilir.  Daha fazla fiyata, daha fazla değer  Aynı fiyata daha fazla değer  Daha az fiyata aynı değer  Daha az fiyata daha fazla değer Birinci boyutta algılanan kalitenin çok yüksek olması gerekir. Ki daha fazlası istenebilsin. Diğer üç boyutta ise maliyet avantajı sahibi olmak zorunludur. Bunu ise ya operasyonunuzu maliyetleri düşürecek şekilde tasarlayarak veya ölçek ekonomisi ile sağlayabilirsiniz. Marka İnşaası ve Yönetimi Marka ve markalaşmak 2000’li yıllarda gündemimize girdi. Önce yoğun bir ilgi gösterilmiş ancak zamanla bu ilgi azalmıştır. İlgi azalması öneminin de azaldığı anlamına gelmiyor. Aksine bir marka sahibi olmak sahip olunabilecek en kuvvetli sürdürülebilir rekabetçi avantajdır. Marka yönetimi ve inşaası için ülkemizde kuvvetli bir literatür vardır. Bu nedenle bu konuyu tekrarlamak yerine bazı noktaları vurgulamak istiyorum. Marka demek reklam, iletişim, ambalaj, logo demek olmadığı gibi marka inşaası marka konumlandırmadan ibaret değildir. Markalar inşaa edilir. Nerde? Önce tüketici zihinlerinde sonra Pazar yerinde. Marka stratejisi marka konumlandırmadan başlar ve bunu takip eden bir dizi programlardan oluşur. Hedef, pazarda kurumsallaşmış bir markadır. Marka inşaası bir markanın şu beş boyutta Pazar yerinde ve tüketici zihinlerinde varlık kazanmasıdır.  Marka Bilinirliği  Marka Sadakati  Algılanan Kalite  Marka Çağrışımları  Diğer varlıklar (satış kanalları, patentler vb) Marka çağrışımları marka konumlandırmanın temelini oluşturur. Konumlandırma kararı büyük bir müşteri segmenti için önem ifade eden bir özelliğin/niteliğin sahiplenilmesi veya karşılanmamış bir ihtiyacın karşılanmasıdır. Bu konumlandırma kararı bir kez verildi mi istikrarla sürdürülmeli ve markayla ilgili her iletişim bunun çevresinde oluşturulmalıdır. Bir markadan bahsettiğimizde sadece belli bir özelliği ve niteliği sahiplenmiş bir varlıktan bahsetmiyoruz. Aynı zamanda, en azından “yardımlı  bilinirlik” seviyesinde ve doğru gerekçelerle hatırlanan bir bilinirliğe sahip, geniş bir “sadık alıcı” durumunda olan müşteri tabanı olan, “kalite algısı” rakiplerine göre daha yüksek ve kuvvetli bir çağrışımlar zincirine sahip bir markadan bahsediyoruz. Markaya bu boyutlarda da varlık kazandırmak marka konumlandırma kararından sonra bir dizi programın uygulanması ile mümkündür. Bu konu ise bu yazının boyutlarını aşan ayrı bir çalışma konusudur. Bu nedenle marka inşaası süreçlerine hakim birilerini işe almanız veya danışmanlık firmalarından destek almanızı tavsiye ederiz.

  • Gizli Müşteri/Gölge Müşteri Çalışması Nasıl Yapılır

    Bu yazımda perakende sektöründe en yaygın kanal  olan mağazacılıkta "Gizli Müşteri" ya da diğer adıyla "Gölge Müşteri" çalışmasının nasıl etkili bir şekilde yapılacağını anlatacağım. Gizli müşteri çalışması en çok perakende sektöründe özellikle mağazalarda yapılır. Gizli müşteri çalışması işverene çok önemli bilgiler sunar. Bu yüzden sadece mağazacılıkta değil, müşteriye hizmet sunan hemen hemen tüm sektörlerde kullanılmalıdır. Ör: Oteller, bankalar, benzin istasyonları, cafeler vb. Gizli müşteri/gölge müşteri çalışması, iş verenin çalışanlarını denetleyebileceği ve günlük iş hayatında çalışanlarının müşterileri nasıl karşıladığı, nasıl bir hizmet sunduğu, ürünleri nasıl anlattığı, iş yerinin düzeni vb pek çok konuyu araştıran ve gerçek bir müşteri gözüyle sunan bir rapordur. Gizli müşteri çalışması, iş verenin ya da yöneticilerin bilmek istedikleri, şirketin en önemli değerlerini ve şirketin eksiklerini buldurup, gidermelerini sağlayan adeta bir reçete gibidir. Gizli müşteri çalışmasında doğru soruları sormak çalışmanın en önemli kısmıdır. Doğru sorular çalışma başarısının yüzde ellisini oluşturur. Kalan yüzde ellilik kısım çalışmayı yapacak olan kişiye kalmıştır. Gizli müşteride olması gereken özellikleri şöyle sıralayabiliriz : Gizli müşterinin dış görünüşü fazla dikkat çekici olmamalıdır. Örneğin bir kovboy şapkasıyla mağazaya giren bir kişi otomatikman dikkat çekecektir. Yani gizli müşteri dikkat çekmemelidir. Dikkatli olmalıdır. Gizli denetleme yapacağı yere girerken oradaki her şeye dikkat etmelidir. İçerinin düzeni, ortamdaki koku, çalışanların kılık kıyafeti vb. Kendini belli etmemelidir. Bazı gizli müşteriler, işlerini yaparken biraz abartıp fazlaca soru sorup dikkat çekebiliyor. Ya da gizli denetleme yaptığı yerde biraz fazla kalabiliyor. Bu durumda uyanık çalışanlar tarafından deşifre edilebilir. Bu yüzden gizli müşterinin akıllı sorularla ve zamanı iyi kullanması çok önemlidir. Gizli müşterinin araştırması gereken temel konular Perakende satış yapan bir mağaza için araştırılması gereken temel konuları aşağıdaki gibidir. Ben mağaza örneği veriyorum. Yapılacak gizli müşteri çalışmasında sorular o sektöre uyarlanmalıdır. Şirket için en önemli konular ne ise gizli müşterinin bu konuları araştırıp aydınlatması gerekir. Mağazaya dışarıdan bakıldığında dikkat çeken bir şey var mı? Satış personelinin müşteri karşılaması nasıl? Satış personelinin ürün bilgisi yeterli düzeyde mi? Satış personeli uyuşuk mu? Davranışlarında rahatsız edici bir şey var mı? Reyonlarda satış personeli var mı? Satış personeli ürün kampanyalarını anlatıyor mu? Mağaza personelinde isimlik var mı?Kılık kıyafet yönetmeliğine uygun mu? Mağaza içi tertip düzen nasıl? Mağazada rahatsız edici koku var mı? Mağaza içinde müzik sesi yüksek mi ve müzik türü ? Mağaza içinde ya da önünde personel yığılması var mı? Gizli müşteri çalışmasında önemli olan bir başka konu da sürekli aynı kişi ile gizli müşteri çalışmasının yapılmaması gerektiğidir. Mümkünse her çalışmada gizli müşteri değiştirilmelidir. Ya da 2-3 ayda bir sefer yapmalıdır ki yüzü tanınmasın. Gizli müşterinin size sunduğu raporu detaylı bir şekilde inceleyip, işletmenizin eksiklerini, hatalarını ya da iyi yaptığı şeyleri çok net bir şekilde görebilirsiniz. İşletmenizi ve markanızı geliştirmek için olmazsa olmaz bir konudur gizli müşteri çalışması. Sizin yaptığınız ziyaretlerde personel kendine çeki düzen verir, her şeye dikkat eder. Ancak gizli müşteriyi denetlemeye gelen biri olarak görmediği için doğal haliyle karşılar.

  • Mutlu Bir İş Hayatı için Verimli Çalışmanın 9 Yolu

    Mutlu Bir İş Hayatı için Verimli Çalışmanın Yolları Eğer gün sonunda neden planladığınızdan daha az işi bitirebildiğinizi merak ediyorsanız, bu mevcut çalışma yöntemlerinizden kaynaklanıyor olabilir. Gün sonunda daha çok işi bitirebilmek için dikkat edilmesi gereken basit kurallar elbette var. İş verimliliği ve mutluluk için; 1. Doğru Araçları Kullanın Araç ve gereç kullanabilme yeteneği bizi diğer canlılardan ayırır. Doğru araçlar düzenli şekilde kullanılırsa tartışmasız şekilde verimliliğimizi olumlu yönde etkileyen en kesin unsur olarak karşımıza çıkarlar. Bu ister bir yazılım ister bir makine isterse de oturduğunuz sandalye olsun, işiniz için en iyi araç gereçleri kullanmak gün sonunda tamamladığınız iş sayısında büyük bir fark yaratacaktır. 2. Zamanınızı ve İşlerinizi Yönetin Basit bir zaman yönetimi, zamanınızı faydalı kullanmanızda size yardımcı olabilir. Güne başlarken o gün hangi işleri tamamlayacağınızı bilmelisiniz. İşlerinizi sıralandırmanız ve önceliklendirmeniz faydalı bir yoldur. İşin nasıl yapılacağına, işi kimin yapacağına göre nasıl önceliklendirebilirsiniz? Yöneticinizin taleplerine göre İşlerin bitirilmesi gereken son tarihlerine göre Proje planlarına göre İşlerin faydalarına göre İşlerin geliş sırasına göre İşlerin başınıza açacağı problemlere göre gibi. Bu sıralamayı yaparken işleri acil ve önemli olarak gruplamak da önem taşımaktadır. 3. “Hayır” Demeyi Öğrenin Çalışmalarınızı bölecek durumlara “Hayır” diyebilmelisiniz. Acil konular ve az sayıda özel durumlar hariç, bir iş üzerinde yoğun şekilde çalışırken kişilerin sizin dikkatinizi dağıtmamaları konusunda çevrenizdeki insanları uyarabilirsiniz. 4. Aynı Anda Tek Bir Çalışmaya Odaklanın verimlilik “Eş zamanlı çalışabilme” kavramı sıklıkla karşılaştığımız yanlış bilinen konulardandır. Özellikle yapacağınız işler dikkat gerektiren türdense bu çok da mümkün değildir. Bu konuda en iyi olanlar bile bir çalışmadan diğerine çabuk geçişler ile çalışabilirken aynı anda sadece bir çalışmaya odaklanabilmektedirler. Yapılan araştırmalar da aynı zaman diliminde birden fazla iş arasında geçiş yaparak çalışmanın verimliliği düşürdüğünü göstermektedir. 5. Ne Zaman Verimli Olmadığınızı Bilin Hepimizin gün içinde verimsiz olduğu zaman dilimleri olabilir. Önemli olan sizin bu zamanları farkında olmanızdır; sabah mı, öğleden önce mi veya öğleden sonra mı? Bu zamanları her gün tekrar ettiğiniz yapılması kolay işler ile değerlendirebilirsiniz. Sonuçta biz birer makine değiliz ve bir çalışma ile çok uzun süre çalışmak bizi sıkabilir. Yorgun hissetmeye başladığınızda veya odaklanma sıkıntısı çektiğinizde çalışmaya bir ara verin, belki bir atıştırma molası size iyi gelebilir. 6. Verimli Olmadığınız Zamanları Avantaja Dönüştürün Yolculuk yaparken veya diğer aktif olarak çalışmadığınız zamanlarda tamamlayacağınız küçük işler, daha önemli işlere daha fazla zaman ayırmanızı sağlayacaktır. 7. Üzerine Yatın Mantığa aykırı olabilir, fakat bir problemi çözmeye uğraşırken tıkandığınızda işi bir sonraki güne bırakın. Zor bir konunun çözümü aklıma çoğu zaman akşam eve gidip yatağa uzanınca gelmiştir. Eğer olmadıysa bile, ertesi gün dinç bir zihin problemi çözmenize yardımcı olacaktır. 8. Daha Önce Yapılan Çalışmalardan Faydalanın Verimliliği arttırmak için kopyala-yapıştır metodu bazı durumlarda çok faydalıdır. Eğer bir programcıysanız hazır kodları, bir sunuş hazırlıyorsanız daha önceki sunuşlardan grafik, slayt veya yazıları kullanabilirsiniz. Taslak ve şablonları kullanmak da size zaman kazandıracaktır. Şirketinizde bir paylaşım dosyası oluşturup yaptığınız çalışmaları diğer kişilerle paylaşmanız herkesin verimliliğini olumlu yönde etkileyecektir. 9. Zaman Zaman Evden Çalışın Bazı durumlarda evden çalışmak ofis ortamındaki dikkat dağıtan etmenlerden uzaklaştığınız için verimliliğinizi arttırabilir. Elbette evde çalışmak için gerekli araç ve gereçlerin yanınızda olması ve çevrenin çalışmaya uygun olması da önemlidir. Ayrı bir ofis veya oda varsa; kapınızı kapayıp verimli bir gün geçirebilirsiniz. Sonuç olarak; Yüksek verimlilik, ekibinize ve şirketinize fayda sağlar peki size nasıl etkisi olur; İşlerinizi daha kısa sürede tamamlayabilirsiniz. Önemli çalışma ve kritik projelerinizi zamanında tamamlayabilirsiniz Daha önemli çalışma ve projelere zaman ayırma şansı yakalayabilirsiniz Keyifli bir iş hayatı: İşlerin zamanında tamamlanması ile motivasyonunuz ve iş mutluluğunuz artar. Kazandığınız zamanı kendinizi geliştirmek için kullanabilirsiniz. Kaynaklar: Getbase, Techrepublic, Forbes

  • İyileştirici ve Geliştirici Japon Felsefeleri

    Japonya derin felsefeleri, hayranlık uyandırıcı mitolojileri ve insanlıkla ilgili çok şey söyleyen hikayeleri ile dünya üzerindeki en mistik coğrafyalardan biri. Mistik dediğimize bakmayın, bu kültürünün ayakları oldukça yere basıyor. Çünkü Japon halkı eski felsefeleri günlük uygulamalarına entegre etmeyi çok iyi başarıyor. Hayattaki her stres veya mücadeleye uygun bir Japon felsefesi var gibi görünüyor. Japonların kadim hayat felsefeleri, zihninizi temizlemek ve alınacak en iyi yolu belirlemek için gerçekten yararlı olabilirler. Japon felsefeleri bize hem kendimize hem de başkalarına karşı daha nazik, daha farkında ve daha dikkatli olmayı öğretir. Başkalarına ve kendine saygılı davranmaya değer veren insan için bu felsefeler yol gösterici olabilirler. 1. Kintsugi – Kusuru Kucaklayış Kadında, erkekte, objede veya yemekte, kısacası her şey kusursuzluğun arandığı ve kusursuzluğun bir avantaj gibi görüldüğü dünyamızda ilaç gibi gelen bir Japon felsefesi var. İsmi Kintsugi olan bu felsefe aynı zamanda kökeni yüzyıllar öncesine dayanan bir Japon geleneği. Kırılan çömlek, vazo, tabak gibi objelerin çatlaklarını toz altınla onaran ve ona yeni bir kimlik kazandıran Kintsugi tekniğiyle, objenin kusurları daha da bir göz önüne çıkarılıyor ve hayattaki değeri de farklı bir yöne evriliyor. Japon Felsefesi | Kintsugi – Kusuru Kucaklayış Japon Felsefesi | Kintsugi – Kusuru Kucaklayış Atmak yerine onu kusurlarıyla kabul eden ve çatlakları altınla birleştirilen bu objeye yeni bir hayat veriliyor aslında. Kintsugi, hayatın pek çok alanına uygulayabileceğimiz bir felsefe. Modern sanata da ilham vermiş olan bu kadım Japon geleneğinin pek çok örneğini dünyanın önde gelen müzelerinde, sanat galerilerinde ve sergilerde görmeniz mümkün. Derin anlamlar taşıyan bu tamir şeklinin felsefesi bir diğer Japon yaşam sanatı olan wabi-sabi ile benzerlik gösterir. Her ikisi de mükemmel olmayanı kucaklamayı önerir. 2. Wabi-Sabi – Mükemmeli Terk Ediş Hayatı dibine kadar nasıl yaşayabiliriz? Wabi-Sabi’ye sorarsak dünyayı kusurlu, bitmemiş ve geçici olarak kabul edip bu gerçeği kutlayarak derdi. Bunu başarabilmek, neredeyse özgür hissetmeye eşdeğer olurdu herhalde… Japon Felsefesi | Wabi-Sabi – Mükemmeli Terk Ediş Geleneksel Japon estetiğinde wabi-sabi, geçiciliğin ve kusurluluğun kabulüne odaklanan bir dünya görüşüdür. Bu nedenle de Kintsugi ile akraba sayılırlar. Kabaca ‘mütevazi sadeliğin zarif güzelliği’ anlamına gelen wabi ve ‘zamanın geçmesi ve ardından gelen bozulma’ anlamına gelen sabi kelimeleri birlikte, kendimizin iyi ve kötü yanları ile yaşamın asimetrisini nasıl kucaklayacağımıza işaret ederler. Ancak Budist rahiplerin, kelimelerin anlayışın düşmanı olduğuna inanmaları gibi, bu açıklama da sadece konunun yüzeyini gösterecektir. Wabi-sabi, modern dünyanın mükemmellik saplantısından kaçabileceğimiz bir sığınak sunar ve kusurları daha anlamlı – ve kendi yollarıyla güzel olarak kabul eder. Yani biz insanlara, güçlü yönlerimizi kutlarken kusurlarımızı da kucaklamamızı öğütler. Hayat -yara izleri, gülme çizgileri ve kaşlarınızı çattıran hatıraları ile- mükemmel değildir. Ancak tam da bu nedenle eşsiz ve güzeldir. Yapılması gereken de bu güzelliği kucaklamaktır, hepsi bu! 3. Shinrin Yoku – Doğa ile Yıkanış Yeşilin hakim olduğu bir ormanda yürüyüş yaptığımızda ve havasını içimize çektiğimizde ne kadar iyi hissediyoruz, öyle değil mi? Bu terapi gibi gelen his Japon kültüründe önemli bir yere sahip. Hatta ismi de var: Shinrin-yoku. “Forest bathing” yani “orman banyosu” olarak Türkçeleştirebileceğimiz bu akım dünyada da günden güne yayılıyor. Temelinde ormanı ve içinde barındırdıklarını tüm duyularınızla hissetmek, deneyimlemek ve onunla aranızda bir bağ kurmak yaratıyor. Orman terapisi olarak da bilinen bu kavramın gerçekten de terapi gibi bir etki bıraktığı, Japon tıbbında sık sık başvurulduğu ve ihtiyacı olan kişilere zihinsel ve fiziksel fayda sağladığı biliniyor. Ormanla bağ kurarken ister sakince yürüyebilir isterseniz de bir ağacın gölgesi altında oturup duyularınızı açarak dünyayı dinleyebilirsiniz. Burada esas olan doğanın kokusu, sesleri, görüntüsü ile onun iyileştirici gücünü tüm duyu organlarınızla benimsemek ve içselleştirmek. Bu terapiyi kendinize uygularken koşu, egzersiz gibi bedeni zorlayan aktivitelerden bağımsız bir şekilde hareket etmeniz ve elektronik cihazlardan uzak kalmanız önem taşıyor. Dijital dünyaya bir süre ara vermek doğanın gerçek güzelliklerini keşfetmenizi sağlamak için ilk adım. Stres seviyenizi düşüren ve bağışıklık sistemine faydalı olduğu bilinen bu aktivite farkındalığınızı da arttıracaktır. Belki de defalarca yürüdüğünüz bir parktaki o haşmetli ağacı ilk defa fark edeceksiniz. Ağacın size sunduğu yeşilin her tonunu keşfettiğinizde, hayatınızdaki fark etmediğini ufak detaylarda zihninizde filizlenecektir. Bu konu hakkında araştırmalar yapan Japon hekim Dr. Qing Li’nin “Forest Bathing: How Trees Can Help You Find Health and Happiness” isimli bir kitabı bulunuyor. Rehber niteliğindeki bu kitapta Dr. Li, orman terapisinin tansiyon seviyelerini dengelediğini, bağışıklık sistemi güçlendirdiğini, vücudun enerjisini düzenlediğini ve stresi azalttığını kendi çalışmaları üzerinden anlatıyor. Siz de ister bir ormanda, ister bir parkta veya evinizin bahçesinde doğanın renklerine dikkatle bakarak, ayağınızın altındaki toprağı hissederek, hayvanların ve ağaç yapraklarının sesini duyarak doğayla aranızda bağ kurmayı deneyin. Yaşları yüz yılları aşmış ağaçların öğretecek pek çok şeyi olduğuna emin olabilirsiniz. 4. Ichigo Ichie – Şimdiye Sığınış Ichi-go ichi-e (yojijukugo) Japoncada dört karakterli deyimdir. “Sadece şimdilik” ve “ömür boyu bir kez” olarak çevrilebilir. Daha şairane bir şekilde açıklamak gerekirse, şu anda deneyimlediğimiz şey bir daha asla yaşanmayacak. Bu nedenle, her anı güzel ve paha biçilemez bir hazine gibi görüp değerlendirmeliyiz. Anın avcıları olmalıyız! Japon Felsefesi | Ichigo Ichie – Şimdiye Sığınış Japon Felsefesi | Ichigo Ichie – Şimdiye Sığınış Ichigo ichie, her anı gözlemleme ve sevme fikrini ile başkalarıyla uyum ve yaşam sevgisini sağlamak için bu dikkatli gözlemi kullanma pratiğini kapsar. Budizmin Japon versiyonu olan Zen’in öğretileri bize ichigo ichie’yi günlük yaşamımıza dahil etmek için birçok fırsat sunar. Aşağıdaki sekiz yönerge, anda kalmanın gücünü arttırmak için özellikle yararlıdır: Sadece oturun ve neler olduğunu izleyin: Zen bize sadece oturmayı ve anı benimsemeyi öğütlüyor, bundan başka hiçbir eylem olmaksızın. Her anın tadını son nefesinizmiş gibi çıkarın: Aslında her seferinde sadece bir gün yaşayabileceğinizden emin olarak uyanırsınız. Çünkü hiç kimse ertesi sabah uyanacağından emin olamaz. O halde mutluluğu ertelemeyin. Hayatınızın en güzel anı her zaman yaşadığınız andır. Dikkat dağıtıcı şeylerden kaçının: Eski bir Japon atasözü, aynı anda iki avı hedef alan bir avcının hiçbirini öldürmeyeceğini söyler. Telefonumuzu kontrol ederken aynı zamanda bir sohbeti takip etmeye veya bir kitap okumaya çalıştığımızda da aynı şey olur. Zen bize sanki dünyadaki en önemli şeymiş gibi tek bir şey yapmayı öğütler. Eğer bunu yapabilirseniz, anda kalırsınız. Kendinizi gerekli olmayan her şeyden arındırın: Hayatı sürekli yer değiştirdiğiniz bir yolculuk olarak düşünün. Ağır ve kaba bir bavulla mı daha kolay seyahat ederdiniz yoksa küçük ama tüm ihtiyaçlarınızı karşılayan işlevsel bir bavulla mı? Sanırım ne demek istediğimizi anladınız… Kendinizle arkadaşın olun: Kendinizi başkalarıyla karşılaştırmak ve diğer insanların ne düşündüğünü düşünmektense, dünyada benzersiz olduğunuzu varsayın. Koşullar ne olursa olsun, her zaman yanınızda olacak tek bir insan olacak, o da sizsiniz. Kendinizi sevin! Kusurları kutlayın: Her başarısızlık farklı bir yol izlemeniz gerektiğinin bir işaretidir. Her kusur daha iyisine bir davettir. Daha iyi olmak istiyorsanız, kusurlu olmanız gerekir. Şefkat gösterin: Budist bakış açısıyla, birisi için üzülmek, acıma hissetmek yerine motivasyonlarını ve gerekirse hatalarını anlamak için empati kurmayı deneyin. Her insan, içinde bulundukları kişisel gelişim anına göre hareket eder. Nefret dolu bir şekilde davrandıklarında bile, sahip oldukları şeyle yapabildiklerinin en iyisini veriyor olabilirler. Beklentilerinizi bırakın: Tahmin yapmak, belirli şeylerin olmasını beklemek, anı öldürmenin garantili bir yoludur. O yüzden, akışta kalın… 5. Hara Hachi Bu – Gerektiği Kadarıyla Yetiniş Japonya’daki kadim bilgelik, bir kişinin yemek masasından asla %100 dolu bir mide ile kalkmaması gerektiğini öğütlemektedir. Konfüçyüsçü öğretisi olan Hara Hachi Bu kabaca, “10’da 8 parçan dolana kadar ye” olarak Türkçeye çevrilebilir. Modern haliyle karnınızı %80 doyurun da denilebilir. Aşırı yiyip karnınızı tıka basa doldurduğunuzda sindirim süreciniz normalden çok daha uzun sürecektir. Bu da aslında hücresel oksidasyonu hızlandırır ve sizi daha hızlı yaşlandırır. Hara Hachi Bu öğretisinin kanıtlanmış çeşitli sağlık yararları var. Öncelikle asla şişmanlamazsınız ve güçlü bir sindirim sistemine sahip olursunuz. Ayrıca bu tür beslenme obezite, asit reflü, gastrointestinal problemler ve metabolik bozukluklardan kaçınmanıza yardımcı olur. Yüzyıllardır bu prensibi takip eden Okinawan sakinlerinin kanlarında serbest radikal seviyesinin yok denecek kadar az olduğu da saptanmıştır. Kandaki düşük serbest radikal seviyesi demek, kardiyovasküler hastalıklar, kanser ve yaşlılığa bağlı diğer hastalıklardan muzdarip olma ihtimali de düşük demektir. 6. Danshari Bu kelime üç farklı ‘kaji’nin birleşiminden meydana gelir. Bileşikteki üç kanji “reddetme – atma – ayrı” anlamına gelir: 断 dan – reddetmek, 捨 sha – atmak, 離 ri – ayırmak. Hayatınızı, hem fiziksel hem de zihinsel olarak toparlamak ve dağıtmamak adına izlemeniz gereken üç adımdır bunlar. Kısaca da aşağıdaki gibi özetlenebilir: Gereksiz yeni eşyaları yaşamınıza sokmayı reddetmek Yaşam alanınızdaki mevcut dağınıklığı atmak Maddi mülkiyet arzunuzdan ayrılmak Budizm ve yogada da kendine yer bulan bu fiziksel ve psikolojik temizlenme-toparlanma hali üzerinize binen yükün imha edilmesi gerektiğini salık verir. Kendinize çok fazla yüklenmeyin ve hafifleyin. Kuş gibi hafif olun hatta… 7. Kaizen – Her Zaman Daha İyisini Hedefleyiş Kaizen, yaptığınız her şeyi organize etmenize yardımcı olan bir Japon verimlilik felsefesidir. Kısacası, “sürekli, sürekli iyileştirme” anlamına gelir ve her yerde, her işte uygulayabileceğiniz zihinsel bir durumdur aslında. “Daha iyi olma konusunda daha iyi olun!” der kaizen. Her şeyi düşünmenin ve organize etmenin bir yoludur. Kaizen felsefesi ilk olarak II.Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre sonra, birkaç Japon şirketi, işleri her zaman yapıldığı gibi yapmanın kötü bir fikir olduğunu, özellikle de onları daha rekabetçi hale getirecek daha iyi seçeneklerin mevcut olduğu fikrini benimsediklerinde ortaya çıktı. Batılı rakiplerden ve üretim yöntemlerinden esinlenilen kaizen, ürün, zanaat veya bunu yapan insanlara aynı anda saygı gösterirken, iş uygulamalarını ve üretim yöntemlerini iyileştirmek ve akıllıca düzene koymak için şirket çapında çabalarla eş anlamlı hale geldi. Elbette ki kaizen felsefesini hayatınızın her alanına yayıp yapmak istediğiniz her işin temeline oturtabilirsiniz. Bu sürekli iyileştirme hali altı adıma ayrılabilir: Standartlaştırma: Tekrarlanabilir ve organize edilebilir faaliyetler için belirli bir süreç geliştirin. Ölçüm: Tamamlanma süresi, harcanan saatler vb. gibi ölçülebilir veriler kullanarak sürecin etkili olup olmadığını inceleyin. Karşılaştırma: Ölçümlerinizi gereksinimlerinizle karşılaştırın. “Bu işlem zaman kazandırır mı?, Çok fazla zaman alıyor mu?, İstenilen sonucu alıyor muyum?” gibi soruları cevaplandırarak yönünüzü belirleyin. Yenilik: Aynı işi yapmanın veya aynı sonucu elde etmenin yeni, daha iyi yollarını arayın. Sondaki aynı hedefe giden daha akıllıca ve daha verimli yollar bulun. Standartlaştırın: Bu yeni, daha verimli faaliyetler için tekrarlanabilir, tanımlanmış süreçler oluşturun. Tekrarlama: Birinci adıma dönün ve tekrar başlayın. 8. Ikigai – Yaşama Sebebi Buluş Ikagi “varlık nedeni” anlamına gelen Japonca bir kavramdır. Kelime, hayatta bir kişinin hayatını değerli kılan ve bireyin kendisine yaşam için anlam ve tatmin duygusu bir amaca sahip olmasını ifade eder. Japonya’da milyonlarca insan her sabah yataktan kalkmak için nedene, bir ikagi’ye sahiptirler. Aslında hepimiz sahip değil miyiz? Ya da sahip olmamız gerekmez mi? İkigai kelimesinin kökeni Heian dönemine (794 ila 1185) kadar uzanır. Birçok sosyolog, bilim adamı ve araştırmacı, bu kadim fenomenin arkasındaki yararlılığı ve gerçeği araştırmış ve çok ilginç sonuçlara varmışlardır. Her bir araştırmada ortaya çıkan ortak sonuç ise, ikigai’nin sizi daha uzun ve daha verimli bir yaşama ittiğidir. Gerçekten de amaçsız  bir hayat boş bir hayat değil midir? Ikigai dört ana elementin birleşimi olarak düşünülür: Sevdiğin şey (tutkun) Dünyanın ihtiyacı olan şey (senin bu dünyadaki görevin) Nede iyisin (yeteneğin) Ne yaparak para kazanabilirsin (mesleğiniz) Kendi ikigai’nizi keşfetmenin, tatmin, mutluluk ve daha uzun yaşamın kapılarını araladığı söylenir. Kendi ikigai’nizi bulmak ve uygulamak için, işe aşağıdaki dört soruya içtenlikle cevap vererek başlayabilirsiniz: Neyi seviyorum? Ben neyde iyiyim? Şimdilik ne ile geçinebilirim – ya da gelecekte bunu neye dönüştürebilirim? Dünyanın neye ihtiyacı var? Kaynaklar: https://medium.com/personal-growth/wabi-sabi-the-japanese-philosophy-for-a-perfectly-imperfect-life-11563e833dc0 https://theuppers.com/the-japanese-philosophy-of-wabi-sabi-seeing-beauty-in-the-everyday/ https://forge.medium.com/how-the-japanese-concept-of-ichigo-ichie-can-tune-you-in-to-your-life-b919dece8c1b https://www.hindustantimes.com/fitness/hara-hachi-bu-the-reason-why-the-japanese-live-a-100-years-or-more/story-pQyKhSsL7eQaZXEFYDY2BJ.html http://www.missminimalist.com/2011/08/minimalism-around-the-world-danshari/ https://lifehacker.com/get-better-at-getting-better-the-kaizen-productivity-p-1672205148 https://medium.com/thrive-global/ikigai-the-japanese-secret-to-a-long-and-happy-life-might-just-help-you-live-a-more-fulfilling-9871d01992b7

  • Depresyon Testi İle Kendinizi Değerlendirin

    25 Soruda Ne Kadar Depresyonda Olduğunuzu Belirleyen Test: Burns Depresyon Ölçeği Burns Depresyon Ölçeği, 1960 yılında Dr. Aaron Beck tarafından oluşturulan güvenilir bir duygu durum ölçme aracıdır. Depresyon gibi ciddi bir rahatsızlığın teşhisini birtakım soruları cevaplandırarak koymak pek gerçekçi görünmeyebilir, ancak dünyanın dört bir yanında başvuracağınız psikolog/psikiyatristlerin teşhis koymak için size uygulayacağı test budur. Araştırmalar depresif belirtilerin incelenmesinde bu ölçeğin, terapistlerin yaptığı resmi görüşmelerden daha net sonuçlar verdiğini ortaya koydu. Kendi duygu durumunuzu ölçmek için yapmanız gereken aşağıdaki 25 soruyu son hafta içindeki hislerinize dayanarak olabildiğince dürüst şekilde puanlamak olacak. Belirtilerinizi şiddetine göre en az 0, en fazla 4 puan vererek cevaplandırmalısınız. 0-hiç 1-biraz 2-orta derecede 3-çok fazla 4-aşırı derecede Düşünceler ve Duygular 1) Üzüntülü ya da neşesiz hissetmek: 2) Mutsuz ya da umutsuz hissetmek: 3) Ağlama nöbetleri ve ağlamaklı olmak: 4) Cesaretsiz hissetmek: 5) Çaresiz hissetmek: 6) Düşük özgüven: 7) Değersiz ve yetersiz hissetmek: 8) Suçluluk ya da utanç: 9) Kendinizi eleştirmek ya da suçlamak: 10) Karar vermede güçlük: 0-hiç 1-biraz 2-orta derecede 3-çok fazla 4-aşırı derecede Aktiviteler ve Kişisel İlişkiler 11) Aile, arkadaşlar ve iş arkadaşlarına yönelik ilgi kaybı: 12) Yalnızlık: 13) Aile ya da arkadaşlarla daha az zaman geçirme: 14) Motivasyon eksikliği: 15) İşte ve diğer aktivitelerde ilgi kaybı: 16) İş ve diğer aktivitelerden kaçınma: 17) Yaşamdan zevk ve tatmin alamama: 0-hiç 1-biraz 2-orta derecede 3-çok fazla 4-aşırı derecede Fiziksel Belirtiler 18) Yorgun hissetmek: 19) Uykuya dalmada güçlük ya da çok fazla uyumak: 20) Azalmış ya da artmış iştah: 21) Cinsel istek kaybı: 22) Sağlığınız hakkında endişelenmek: 0-hiç 1-biraz 2-orta derecede 3-çok fazla 4-aşırı derecede İntihara Meyil 23) İntihar düşünceniz var mı? 24) Yaşamınızı sona erdirmek ister misiniz? 25) Kendinize zarar vermek için bir planınız var mı? 0-hiç 1-biraz 2-orta derecede 3-çok fazla 4-aşırı derecede 1’den 25’e kadar tüm maddelerden aldığınız puanları toplayın. Depresyonunuzu aşağıdaki ölçeğe göre değerlendirebilirsiniz: 0-5 : Depresyon yok 6-10: Normal ama mutsuz 11-25: Hafif depresyon 26-50: Orta depresyon 51-75: Ağır depresyon 76-100: Aşırı depresyon Puanınız 10 ve üzeri çıktıysa kendi kişisel ihtiyaçlarınız ve isteğiniz doğrultusunda profesyonel yardımdan yararlanabilirsiniz. Son üç maddeden herhangi birine ‘evet’ yanıtını verdiyseniz acil olarak bir uzmandan yardım almanız gerekmektedir.

  • Doğru Mail Yazmak İçin 25 Madde

    İş ortamında geçirdiğimiz sürenin büyük bir bölümünü, e-posta kontrol ederek, okuyarak ya da yazarak geçirdiğimizi biliyor musunuz? Kurumsal firma çalışanları üzerinde yapılan bir araştırmaya göre bu süre mesai saatimizin dörtte biri. Ancak aynı araştırmanın başka bir sonucu daha var ki; o da çalışanların büyük bir bölümünün yazışma kurallarını bilmediği. Hatalı gönderim sonucunda, utandıran durumların ortaya çıkması, çözüm ortakları arasında güven kaybının oluşması ve ilişkilerin zarar görmesi de olası. İşimizin en kolay bölümü olarak görülen ve zaman kaybetmemek için hemen yazarak attığımız e-postaların, bize ve firmamıza zarar vermemesi için uymamız gereken kurallar var. 1. Profesyonel e-posta adresiniz ile iletişime geçin Kurumsal yazışmalarda sadece ve sadece firmanızın size verdiği adresi kullanın. Eğer bir kuruma bağlı çalışmıyorsanız, o zaman yazışmaları yürüttüğünüz adresinizin adınız-soyadınız ile ilgili olmasına dikkat edin. Sizin karakterinizi ya da zevklerinizi sergileyen ‘kirmizilikadin’ ya da ‘dalgic_man’ gibi bir e-posta adresi, iş yazışmaları için uygun değildir. 2. Konuyu doğru belirleyin E-posta arşivinde kolaylıkla aranıp bulunabilmesi için içerikle ilgili bir konu (subject) belirlenmelidir. Konu, içerik hakkında fikir vermelidir. ‘Toplantı talebi’ , ‘XXX projesi için öneriler’, ‘Aralık ayı dijital pazarlama raporu’ gibi anlaşılır olmalıdır. Aynı kişi ile gün içinde birden fazla konu hakkında yazışma yapmak gerekiyorsa her biri için ayrı konu belirlenmesi de işinizi kolaylaştıracaktır. Almak istediğiniz yanıt büyük bir aciliyet taşısa bile, ACİİİLLLLL ya da ÖNEMLİ!!!!!!! şeklinde bir konu belirlemeyin, bu tip konular işin aciliyetini ve önemini göstermek yerine, göndericinin karakter yapısı ve kültür seviyesi hakkında olumsuz yargıların oluşmasına sebep olur. 3. Yazışma dilini seçerken dikkatli olun Yazışmayı hangi dilde yaptığınız önemlidir. Anadiliniz ile yaptığınız yazışmalarda, karşınızdaki kişi arkadaşınız bile olsa, yazışmanın ilerleyen basamaklarında başka kişilerin de dahil edilebileceğini düşünerek, kurumsal yazı dilinin dışına çıkmayın. Anadiliniz haricindeki yazışmalarda ise, seçtiğiniz kelimeleri akla gelen ilk anlamları ile kullanın, terim ya da kısaltma kullanımı gerektiğinde, yazıştığınız kişinin bu kısaltmaları bildiğinden emin olun ve göndermeden önce mutlaka dikkatle kontrol edin. 4. Büyük harf kullanmayın Büyük harf kullanarak yazılan cümleler genellikle karşı tarafta, kendilerine sinirlenilmiş ve bağırılıyormuş etkisi yaratır. Ayrıca baştan sona büyük harflerle yazılmış bir yazının, odaklanma problemi olan veya çok yoğun bir çalışma ortamında bulunan kişilerce doğru algılanamadığı da başka bir araştırma sonucudur. 5. Farklı yazı formatları kullanmayın Yazışma içinde, önemli olduğunu düşündüğünüz yerleri belirtmek için, farklı renklerle işaretlenmiş ya da altı-üstü çizilmiş cümleler veya farklı yazı tipleri kullanmayın. Bu tip durumlar sizin profesyonelliğinizi değil, ilkokuldaki defterlerinizi özlediğinizi gösterir. 6. Alıcı adreslerini dikkatle seçin Alıcı adreslerini belirlerken, konu ile ilgili kişileri seçmeye özen gösterin ve bu işlemi e-posta metninde bir hata olup olmadığını kontrol ettikten sonra yapın. Sonuçta kimse taslak halindeki bir e-postanın yanlışlıkla da olsa, kendisine gönderilmesini istemez. 7. Toplu gönderimlerde CC ve BCC seçeneklerini kullanın Toplu gönderimlerde, birbirini tanımayan kişileri düşünerek alıcılar için CC ve BCC seçeneklerini kullanmaya özen gösterin. Asla ve asla 20 kişiye aynı anda gönderilen bir tanıtım mesajını, herkesin birbirinin adresini görebileceği şekilde yollamayın. 8. Uzayan yazışmalarda bir önceki mesajın alıcı adreslerini silin Uzayan bir yazışmada yanıtlamak istediğiniz mesajları her ‘Reply’ yaptığınızda, tüm alıcı adreslerinin ekli olduğundan emin olun ve mesajınızı yazmaya başlamadan önce gelen mesajın içindeki adresleri silmeyi unutmayın. 9. Doğru alıcıyı seçtiğinizden emin olun Mail programlarının bir özelliği de alıcı adını tamamlama özelliğidir. Aynı ada sahip olan alıcılar arasında hata yapmak ve yanlış kişiye e-posta göndermek ciddi problemler yaratabilir. Özellikle firmaların kimsenin görmesini istemediği özel raporlamalarda bu hatayı yapmamak ve bir nevi şirket sırlarını başka ilgisiz kişilere göndermemek için çok dikkatli olmak gereklidir. 10. Ekleyeceğiniz dosyaların adlarını önceden düzenleyin Hazırladığınız raporlar ya da taslak görselleri paylaşmanız gerektiğinde, adlandırmalarının doğru olmasına dikkat edin. Paylaşımınız referans numarası ile iletmeniz gereken bir rapor olsa bile içeriği de belirten bir ekleme yapmanız ve 1698-Ocak-SM-Rapor gibi bir ad vermeniz, alıcının daha sonrasında dosyayı bilgisayarında kolay bulmasını sağlayacaktır. 11. Maillere ek dosya eklerken boyut küçültün Bazı kurumsal firmaların mailbox hacimleri gün içinde aldıkları yüzlerce e-posta için yeterli olmayabilir. Mailbox’ların hemen dolması ise sizin e-postanızın alıcıya ulaşmaması demektir. Mesajlarınıza dosya eklemeniz gerektiğinde ya dosyalarınızı sıkıştırmanız ya da transfer sitelerinden yardım almanız gerekebilir. Bu tip durumlarda ben wetransferi kullanıyorum, size de öneririm. 12. Anlaşılır olun Alıcıların, günde yüzlerce e-posta aldığını düşünerek isteklerinizi net bir şekilde belirtin. Kısa cümleler ve anlamı açık olan kelimeler kullanın ve dolaylı anlatım, ima, mecaz gibi edebi yazımdan uzak durun. 13. Konuları ve soruları gruplayın Bir konuda birden fazla soru sormanız gerekiyorsa, her bir sorunun başına (-) işareti koyarak maddeleyin ama asla rakamlar kullanmayın. 1,2,3 diye maddelerin kullanıldığı bir yazışmada, alıcının kendini sınavdaymış gibi hissetmesi, hem yanıtlama hızını hem de yanıt tarzını etkileyecektir. 14. Size ait bir imzanız olsun E-posta bitiminde yer alacak olan imzanız mümkün olduğu kadar kısa olmalıdır. Size özel bir tanıtım yazısı veya sevdiğiniz bir söz ya da gereksiz resimler içermesi, mesajınızı anlamsız ve sizi profesyonellikten uzak gösterir. İsim, soy isim, göreviniz ve telefon numaranız, size dönüş yapmak isteyen alıcılar için yeterli olacaktır. 15. Alıcı farklılıklarını göz önünde bulundurun Uluslararası ilişkileri olan bir firmada çalışıyor ve farklı kültürlerden alıcılarla yazışıyorsanız, bu kültür farkını göz önünde bulundurun. Batı ülkelerin kısa ve doğrudan konuya giren mesaj alışkanlıkları ile doğu kültürüne sahip kişilerin selamlaşma alışkalıklarını ve konuyu okumadan önce yazıştıkları kişiyi tanımak istediklerini unutmayın. Kültür farkına dikkat etmek, iletişimin daha rahat yapılmasını sağlayacaktır. 16. Gün sonunda yanıtlamadığınız mesaj kalmasın Her gelen e-postayı yanıtlamaya çalışın. Sizden beklenen yanıt bir araştırma gerektiriyorsa, konuyu inceleyerek dönüş yapacağınızı bildirmekten çekinmeyin. Yanıtı ertelenen her e-postanın sizi işi ile ilgisiz biri olarak gösterdiğini unutmayın. 17. Hatalı gönderimleri bildirin Size hatalı olarak gönderilmiş mesajları kibar bir dille bildirerek, gönderen kişiye ilgili mesajı gerçek alıcıya iletebilmesi konusunda yardımcı olun. 18. Yanıt beklediğiniz bir mesaj için hatırlatma yapın Konunun aciliyetine göre, yanıt alamadığınız mesajlar için belli bir süre sonra hatırlatma yapmanız gerekirse ilk gönderdiğiniz e-postayı yeniden yönlendirerek alıcıya hangi mesajdan bahsettiğiniz konusunda yardımcı olun. 19. E-postayı telefonla yanıtlamayın E-postada bahsi geçen konu ayrıntılı olarak konuşulması gereken bir konu olabilir. Yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak için gönderen kişiyi arayarak detayları konuşmayı tercih edebilirsiniz. Her ne olursa olsun, telefonda yapılan görüşme sonucunda alınan kararların özetini 'Telefonda da görüştüğümüz gibi...' şeklinde başlayan bir e-posta ile geri göndermeniz gereklidir. Konuşmaların belgelenmesi, yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırabileceği gibi ilerleyen günlerde size yapılacak işler için rehber olacaktır. 20. Mesajı kontrol edip okumadan göndermeyin Yapılan imla hatalarının, eksik harf kullanımının ya da hatalı yazımın alıcı tarafından farkedilmesi durumunda, bu hatalar yüzünden sizi yargılaması söz konusu olabilir. Bu konuda kullandığınız e-posta programının imla kontrolüne güvenmeyin ve akıllı telefonlarda kullandığımız otomatik kelime tamamlama özelliğine dikkat edin. Göndermeden önce dikkatle yapılacak olan son kontrol, sizi istenilmeyen bu tip durumlardan kurtaracaktır. 21. Gergin ve sinirliyseniz e-posta yanıtlamayın İstenilmeyen bir mesaj aldınız ve yanıt vermeniz gerekiyor. Hemen yanıt vermeyin, bir süre geçmesini bekleyin. Sinirle yazılmış yanıtlarda, yazmamanız gereken şeyleri yazma olasılığınızın çok fazla olduğunu ve gönder butonuna bastıktan sonra geri almanın mümkün olmadığını unutmayın. Sakinleşene kadar bekleyin. 22. Sohbet dilinden uzak durun Alıcı ile aranızdaki samimiyet ne olursa olsun, işle ilgili yazışmalarda başlangıçtan sona kadar kurumsal kimliğinizi bozmayın. ‘Naber’ gibi kelimeleri ya da ‘Mrb’ gibi kısaltmaları sosyal medyadaki messenger uygulamalarında ya da özel yazışmalarınızda kullanın. 23. Emoji kullanımını unutun Yazışmalarınız arasında emoji kullanmak sizi sevimli, medeni ya da rahat biri olarak göstermez aksine karşınızdaki kişiye ciddiyetsiz olduğunuz imajını verir. İşle ilgili yazışmalarda göz kırpan, dil çıkartan ya da üzülen emojiler, yazdığınız mesajın önemini tamamen sıfırlar. 24. Yazarken espri yapmayın Yüzyüze yapılan toplantılarda belli bir düzeyde yapılan şakalar, yazı dilinde hiç de sevimli durmayabilir. Bu yüzden yazışmalarınızda espri yapmayın. 25. Noktalama işaretlerine dikkat edin İş ile ilgili yazışmalarda dikkat edilmesi gereken 3 farklı noktalama işareti vardır. Ünlem, soru işareti ve üç nokta. Ünlem işareti dikkat anlamı içerdiğinden sadece çok önemli konuların ardından kullanılmalıdır. Yine de bir yazışmada en fazla 1 kez kullanmaya ve bunun da konunun önemini özetleyen cümlenin sonunda olmasına dikkat edin. Arka arkaya gelen soru cümleleri, sizin işiniz konusunda karar veremediğinizi ve yardım için karşı tarafa danıştığınızı düşündürür. Ayrıca 'İlgili dosyayı ne zaman alabiliriz????' cümlesindeki gibi arka arkaya kullanılmış soru işaretleri, konuya göre sizi ciddiyetsiz gösterebileceği gibi alıcıyı da sinirlendirebilir. Her cümleyi üç nokta ile bitirme alışkanlığınız varsa bundan hemen vazgeçin. Üç nokta devam eden bir olguyu ifade edecektir ve yazdığınız her cümle eksik kalmış izlenimi verecektir. Oysa ki iş yazışmalarında kesinlik önemlidir. Son olarak hatırlatmakta fayda gördüğüm ana kural ise; ‘Gönder’ tuşuna basmadan önce mutlaka ‘Bu e-postayı göndermeme gerek var mı?’ ve ‘Böyle bir e-posta bana gönderilseydi ne düşünürdüm?’ sorularını kendinize mutlaka sormanızdır.

  • Skop Ekonomisi NEdir

    Daha Kârlı Olmak İçin Fiyatlama Temelleri -1 Rekabet ortamında karlılığı arttırmak ve başarılı olabilmek için 2 ana yol vardır. Daha uygun fiyatta olmak Çok farklı biri ürün/hizmet yaratmak Bu iki şarttan birini sağlamak gereklidir. Bunun içinse yapılması gerekenler aşağıdadır. 1.  Rekabetçi ortamda maliyet avantajı yakalamak Uygun fiyat sağlayabilmek için içsel ve dışsal maliyet avantajları yakalamanız gereklidir İçsel Maliyet verimlilikleri 1.1.           “Skop” ekonomisi yaratmak Skoptan kastımız üretim portföyüdür. Bazı firmalar yalnızca bir üretirken/satarken bazı firmalar birçok ürün üretirler. Birçok ürün ve hizmet satabiliyor olmak sabit giderlerin bölüşülmesinden dolayı daha karlıdır. Örneğin bazı benzincilerde marketler açılması (maliyetlerin paylaşılması),  Türk Hava Yollarının diğer hava yollarının pilotlarını eğitmesi veya uçaklarına bakım yapması, kendi call center’ını başka firmalarla paylaşmak vb. Daha çok ürün geliştirmek birim maliyetlerinizi düşürecektir. Buradaki numara sabit maliyetlerinizi düşüreceğiniz ürünler bulmaktadır. 1.2.           “Ölçek” ekonomisi yaratmak Ölçekten kastımız uzun vadeli üretim miktarıdır. Her aktivitede, satın almadan nakliyeye, muhasebeden planlamaya, üretim/hizmet miktarı arttıkça birim maliyet düşer. Bunun nedenleri şöyledir: Daha büyük ölçeklerde çalışmak kişilerin daha verimli çalışmalarını sağlar – Değişim için harcanan zaman kayıpları azalır ve uzmanlaşma artar. Ürün başına düşen sabit maliyet azalır. Daha verimli üretim prosesi sağlanır. Üretim miktarı artınca hataların düzeltilmesine daha fazla zaman harcanabildiği için fire oranları düşmektedir. Bu şekilde başarılı olabilmek için piyasa fiyatını iyice “limitlemeniz” gereklidir. Yani uygun olan en düşük fiyatla piyasaya girerek yeni alıcıların teşvik edilmesi ve piyasa payının arttırılması gereklidir. Bu şekilde de yeni piyasaya girecek rakiplerinizi engellemiş olursunuz. Ürünlerimizde sürekli yeni versiyonlar ekleyerek de aynı başarıyı sağlayabilirsiniz. Sonuç aynı kapıya çıkacaktır. Örneğin İntel’i ve birçok traş bıcağı firmasını görebilirsiniz. 1.3.           Deneyim ekonomisi yaratmak Üretim miktarları aynı olsa da daha eski firmalar, daha çok deneyim biriktirdikleri için daha az maliyetle üretim yapabilirler. Uçak endüstrisinde yapılan analizlerde görülmüştür ki; bir uçak fabrikası 2. uçağı 4.000 saatte üretiyorken, 8. uçağı 2600 saatte üretebilmektedir. Hemen hemen tüm firmalarda üretim miktarı artıkça verimlilik artmaktadır. Yani üretimin ilk %20’lik dilimini üretmekteki maharet ile son %20’sini üretmekteki maharet farklıdır. Bu verimlilik sadece üretim hattında değil, aynı zamanda ARGE’de, pazarlamada ve hatta muhasebede bile görülmektedir. Bu konuda en önemli taktiklerden biri de şudur;  şimdiki değil, gelecekteki oluşturacağınız deneyim ekonomisi avantajını planlayarak fiyatlarınızı şimdiden indirerek (hatta şimdiki maliyetlerinizin altına), Pazar payınızı ve sizin ürünlerinize olan talebinizi arttırabilirsiniz. Bu da sizin üretiminizi arttırmanıza neden olacaktır. O zaman da hem ölçek hem de deneyim ekonomisinden yararlanarak maliyetlerinizi düşürebilirsiniz. Dünyada birçok firma büyük Pazar paylarına ve karlılığa böyle ulaşmaktadır. Tabi bu taktik bazı hallerde işlemez; Alıcılar fiyata duyarlı değillerse Deneyimle sağlanacak maliyet azaltması miktarı az ise Rakiplerde hemen fiyat indirebiliyorsa (bilinçsizce olsa bile) Deneyimlerinizi rakipleriniz de hemen öğrenebiliyorsa veya hemen görebiliyorlarsa Deneyim ile öğrenmek üretim miktarını arttırmakla olmuyorsa (yani başka nedenlerden oluyorsa) kaynak:karenstitüsü

  • Küçük İşletmelerin Yaptığı Büyük Hatalar

    Konumuza girmeden önce küçük işletme nedir önce onu tanımlayalım. Tanıma göre KOBİ (küçük ve orta ölçekli işletme) olarak da adlandırılmaktadır. Yıllık net hasılatı 25 milyon TL den az olacak ve 250 nin altında çalışan istihdam edecek. Yine küçük işletme içerisinde anılan "mikro işletme" ler de var. Mikro işletme ise, yıllık 10 kişi ve daha az çalışanı istihdam edecek ve yıllık net hasılatı 1 milyon TL yi aşmayacak. Bu tanımların dışında küçük ve mikro işletmelerde yönetimin çoğunlukla patronda oladuğunu da ekleyebiliriz. Bu yapılar genellikle aile şirketleridir. Gerek danışmanlık yaptığım şirketler de gerekse bizzat kendi şirketimde yaşadığım önemli hataları sizinle paylaşmak istiyorum. Mikro işletme, küçük işletme ya da start up olabilirsiniz. Bu yazı üç grubu da yakından ilgilendiriyor. Küçük işletme hatalarını ve tavsiyelerimi 9 madde halinde sıraladım. 1.  Nakit Akış Yönetimi Yapmamak : Yeni kurulan şirketler de oldukça pozitif bir hava vardır. Gözünüz bu dönemde hiçbir olumsuzluğu görmek istemez. Mutsuz olmak istemezsiniz bu da çok doğal bir durum. Ancak şirketiniz kurduğunuzda bir miktar hazır paranız vardır. Yani bir sermaye koyarak işe başlarsınız. Sizlere tavsiyem "Karınızla zararınızın ne  zaman eşitleneceğini tespit edin". Bunu yapabilmek için çok iyi ön muhasebe yapmalısınız. Gelirlerinizi ve tüm giderleriniz mutlaka yazılı tutun. Asla kafadan basit hesaplar yapmayın. Yani ortalama bu kadar para giriyor eh işte şu kadar da harcamamız oluyor demeyin yazın. Çok iyi hesap tutun. Sermayenizi işletme giderlerinden uzak tutmaya çalışın. Nakit Akış Yönetimi Nedir? 2.  Hesaplarınızı sık sık gözden geçirin : Söylemek istediğim şey aylık kontrol değil, haftalık kontrol. Gelir gider dengesinin kurulabilmesi için bunu her hafta yapın. 3.  Kara Gün Senaryolarınız da Olsun : 1.maddede dediğim gibi ilk başlarda hava olumludur. Kötü bir şey aklınıza getirmek istemezsiniz. Ama yine de en kötü durumları da düşünerek mümkün olduğunca hazırlıklı olmakta çok büyük fayda var. Her zaman şirket kasasında nakit para bulundurmaya çalışın.Ülkemizde ne zaman ne olacağı belli olmuyor birden ekonomik dengeler alt üst olabiliyor. 4.  Her İşi Siz Yapmaya Çalışmayın : Küçük işletmelerin sık yaptığı hatalardan biridir. Eğer patronsanız sadece işi yönetmeye ve en iyi olduğunuz işleri yapmaya odaklanın. Her işi yapmaya değil. Finans yönetiminden anlamıyorsanız bırakın bu işi uzmanı yapsın. Emin olun daha fazla katkı sağlayacaktır. 5.  İşe En Doğru Kişileri Alın : Çalışan bir şirketin en önemli kaynağıdır. 2.000 TL ye sıradan bir çalışan almaktansa 3.000 TL ye daha yetenekli, daha çalışkan ve referansları iyi bir çalışan alın.Emin olun ben bunun çok faydasını gördüm. Biraz daha pahalı olan çalışan hem kendi masraflarını çıkarır hem de şirketinizi kara geçirir. Sıradan insanlarla çalışmayın. 6.  Teknoloji Kullanımı : Ülkemizde iş hayatında teknoloji kullanımı tam anlamıyla yerini henüz bulmadı. Ancak teknoloji size hem zaman kazandırır hem de daha farklı düşünmenizi ve işe bakış açınızı geliştirir. 7.  Pazarlama Bütçesi Oluşturun : Reklam ve satış için mutlaka dönemsel bir bütçe oluşturun ve bu bütçeye sadık kalın. İşletmeler doğru düzgün reklam veremediği için bir sürü parayı çöpe atıyor. Eğer reklam ve tanıtımdan çok anlamıyorsanız bir profesyonelden destek alın. 8.  Hatalı Fiyatlama : Yine sık karşılaştığım bir küçük şirket hatası. Bazı küçük işletmeler müşteri yakalayabilmek için ürün ya da hizmet fiyatlarını normalin çok daha altına çekiyor. Bu durum hem pazarın dengesini bozuyor hem de tüketicinin satıcı şirket hakkında şüphelenmesine. Bugüne kadar ben hiç çok ucuz fiyatlarla fiyat istikrarı yakalayabilen ya da devamlılık arz eden bir işletme tanımadım. Ya kapandılar ya da fiyat düzeltmek zorunda kaldılar. Tam tersinde de yani fiyatların normalin çok üstüne çekilmesi de işletmenize müşteri gelmemesine sebep olur. Bu yüzden doğru fiyatlama yapın ve en önemlisi de fiyat istikrarınız olsun. 9.  Etkili Müşteri İlişkileri Yönetimi : İşletmenize gelen tüketicilere müşteri gözüyle bakmayın. Adeta evinize gelen bir misafir gibi yaklaşın. İkisi arasında çok fark ve düşüncelerimiz davranışlarımıza yansıyor. Memnun kalan bir müşteri muhakkam size tekrar gelir. Üstüne üstlük bir de çevresindeki insanlara referans olur.

  • İş Zenginleştirme Nedir ve Nasıl Yapılır

    İş zenginleştirme, hem yöneticilerin hem de çalışanların yararına olan, problemlerin giderilmesi ve olumsuzlukların minimum seviyelere indirgenmesini sağlayacak bir motivasyon çalışmasıdır. Yöneticiler ve çalışanlar, iş zenginleştirmeyle sürekli olan motivasyonunu sadece iş sayesinde geliştirirler.Verilen ödül veya ceza onlar için çok fazla bir şey ifade etmez. İş zenginleştirme işin tamamını bir bütün olarak yetki ve sorumluluklarıyla beraber personele verilmesidir.Diğer bir tanımla çalışanların gerekirse işlerinde değişiklik yaparak iş tatminini çoğaltmak, verimliliği artırmak, kişisel başarı ve gelişime imkan yaratmak için daha fazla sorumluluk almayı gerektirecek konular bulmaktır. Ayrıca iş zenginleştirmede geri besleme çok önemlidir.En etkili geri besleme iş ile işi yapan arasında gerçekleşir.İşin tamamlanmasıyla işi yerine getiren personel ne kadar iyi olduğunu, nereye kadar gelebildiğini ve değerinin ne düzeyde olduğunu geri beslemeler sayesinde öğrenir.Geri besleme olumlu yönde olması, personeli motive ederek daha iyi çalışmalar çıkartmasını sağlar. İş ve Çalışma Sistemini Zenginleştirmenin Amacı İş ve Çalışma Sistemi İlkeleri Bu ilkeler sayesinde işyerinde çalışanlar motive edilmiş ve personelin sorumluluğu, kişisel gelişme ve ilerlemesi sağlanmış olur. İş zenginleştirmede, bir işletmede çalışanlar yalnızca kendi konularına değil, bir çok farklı konuda da uzmanlaşacaklardır. Çalışanlar, işlerini daha da zevkli hale getirmek için çaba harcayacaklardır. Çalışanlara yüklenen sorumluluk yatay ve dikey olarak ikiye ayrılır.Çalışanların daha fazla karar almaları gerektiği konularda sorumluluk dikey olarak artacaktır.Yatay sorumluluğun arttığı durumlarda ise çalışanlar işlerine ait diğer görevleri kendi kendilerine üstleneceklerdir. İş zenginleştirme, çalışanlar ile işleri arasındaki ilişkinin gelişmesini de sağlar.Programın uygulanması sırasında herkes birbirinden işleriyle ilgili bir şeyler öğrenecek ve öğretecektir.Bu olay işletmelerdeki beşeri ilişkilerin gelişmesini sağlayacaktır.Grup çalışmasına önem verildiği gibi kilit adam kavramı da ortadan kaldıracaktır.

  • İş Analizi Nasıl Yapılır

    İŞ ANALİZİNİN TANIMI, ÖNEMİ VE FAYDASI İş örgütleri tarafından ürün ile hizmetlerin üretimi bazı görevlerin yerine getirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu görevler de bir araya gelerek işleri oluşturacak şekilde gruplandırılmaktadırlar. İş analizi, işletmede yapılan tüm işlerin ayrı ayrı incelenmesi, içeriklerinin belirlenmesi ve sistematik ölçütlere uygun tanımlarının çıkarılmasını kapsamaktadır. İş analizi, işin yapılması için gerekli olan temel, fonksiyonel ve yönetsel yetkinliklerin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilen analiz uygulamalarıdır. İş analizi en kısa tanımıyla işletmedeki işler hakkında bilgi toplamak için yapılan çalışmalar bütünüdür.176 İş analizi, çalışan personelin değil, yapılan işin irdelenmesidir. İşe ilişkin bütün bilgilerin toplanmasını kapsayan iş analizi, herhangi bir işin niteliği ve o işin görüldüğü çevre koşullarının, gözlem ve araştırma yoluyla belirlenmesi ve bunlar ile ilgili bilgilerin yazıya dökülmesi işlemi olarak belirtilmekte; bir işin ne olduğu, niçin ve nasıl yapıldığı, o işin yerine getirilebilmesi için ne gibi bilgi, beceri, ustalık ve sorumluluk gerektiği gibi konuları açık bir şekilde değerlendirmektedir. Bir başka deyişle iş analizi, işlerin doğru, etkin ve sağlıklı biçimde değerlendirilmesi amacıyla örgütte yer alan her işin ayrı ayrı niteliği, niceliği, gerekleri, sorumlulukları ve çalışma koşullarını bilimsel yöntemlerle inceleyen ve bilgi toplayan bir tekniktir. İş analizi sonucunda iş kimliği, iş gerekleri, görev, yetki ve sorumluluklar ve çalışma koşulları elde edilmektedir. Mevcut işin en etkin şekilde yapılması sağlanmakta, yeni işler hızlı bir şekilde uygulamaya konulmakta, iş ile çalışanın uyumluluğu artmakta ve kaynaklar verimli şekilde kullanılmaktadır. İş analizinin yapılması, işe, iş gereklerine ve yetkinliklere uygun, etkin zaman, yöntem ve araç – gereç kullanımlarıyla verimliliği artırmaktadır. İş analizinin faydalarını şu şekilde sıralayabiliriz:  Personel performansının değerlenmesi sürecinde kullanılma,  İşgücü planlaması için gerekli işgücü niteliklerini ortaya koyma,  Personelin işine ilişkin yaşadığı belirsizlikleri azaltma.  İş için eğitim programları düzenlenmesinde göz önüne alınacak bilgiler sağlama  İş ve araç-gereç dizaynında yarar sağlama,  Personel seçiminde ölçüt oluşturma,  Örgüt yapısının oluşturulması sırasında alınan örgütsel kararlar için temel teşkil etme İŞ ANALİZİNİN KULLANIM AMAÇLARI İş analizi sürecinde öncelikle şirket içindeki belirli bölümler, fonksiyonlar, iş aileleri ve pozisyonlar belirlenerek, analizin kapsamındaki hedef gruplar tanımlanmaktadır. Analiz sonucunda elde edilmesi hedeflenen çıktılar belirlenip; iş tanımları geliştirilip, yetkinlik setleri oluşturulup, kilit performans kriterleri belirlenmektedir. İş analizinin ana amacı, çeşitli insan kaynakları faaliyetlerinin başarıyla gerçekleşmesi için işin nasıl yapıldığı ve iş içeriği hakkında bilgi toplayıp analiz etmektir. İş analizi, işgörenler tarafından tek tek ya da toplu olarak yerine getirilen işin ayrıntılı biçimde incelenmesini amaçlamaktadır. Örgütün içerisinde yapılan her çalışma, firmanın stratejik amaçlarına ve hedeflerine yöneliktir. Bu bakımdan, iş analizi süreciyle bu hedef ve amaçlara ulaşılmasına katkıda bulunulmaktadır. İş analizi sonucu elde edilen veriler, örgüt üyelerinin davranışlarının değerlemeye alınması da aynı sonuca yöneliktir. İş analizinden beklenen amaçlar aşağıdaki gibi özetlenebilir: - İnsan kaynakları planlamasına yardımcı olmak, gelecekte duyulabilecek işgücü ihtiyacını ve bu işgücünün özelliklerini belirlemek. - İşe alma kararlarını verirken kullanılacak kesin ve açık kriterler oluşturmak. - İş performansını geliştirmek için mevcut olan ya da gelecekte ortaya çıkabilecek eğitim ihtiyacını tespit etmek. - Performans değerleme sisteminin temelini oluşturan iş bilgisini sağlamak. - Her bir işe ve pozisyona ilişkin bilgileri net biçimde açıklayarak buralarda çalışacak kişilerin kariyer planlarının sağlıklı biçimde yapılmasını sağlamak. olmak. - İşler arasındaki ilişkilerin ve işyükü dengelerinin kurulmasına yardımcı - İş performansını etkileyen olumsuz çalışma koşullarını ortadan kaldırmak ve iş ortamını geliştirmek. - Ücretleme ve performans değerleme süreçleri için iş grupları oluşturulmasına yardımcı olmak. - İş ve işçilere ilişkin yasal düzenlemelerin yapılmasında gerekli verileri sağlamak. İŞ ANALİZİNE DAYALI EYLEMLER İş analizi yapılırken farklı yöntemler kullanılmaktadır. Bu yöntemlerden yalnızca birisi kullanılacağı gibi birden fazla yöntem kullanmak da mümkündür. İş analizinde soru formu (anket) doldurma, gözlem ve görüşme olmak üzere üç yöntem kullanılmaktadır. Soru formu ya da anket doldurma: İşin özellikleri ve yapan kişinin özelliklerinin tespitine yönelik sorulardan oluşan soru formu çalışanlara dağıtılır ve toplanır. Formları çalışanlar doldurduğu için gerekli bilgiler, en sağlıklı, en hızlı, en güvenilir şekilde ve düşük maliyetle elde edilir. Anket yöntemi, çalışma saatlerinin belirli olmadığı ya da düzensiz olduğu, gözlem yoluyla analiz yapmanın ya da incelemenin mümkün olmadığı işlerde tercih edilmektedir. Soru formundaki sorular kişinin özelliğine göre çok farklı bir şekilde algılanabilmektedir. Farklı bölümlerdeki benzer işler için benzer formlarla analiz yapılması daha faydalı olmaktadır. Böylece bilgilerin karşılaştırılmasına imkan tanınmış olacaktır. Gözlem yöntemi: Yapılması basit ve tekrarlanan monoton işlerin yapılırken nasıl yapıldığının doğrudan görerek belirlenmesi sürecidir. Gözlem, tek başına kullanıldığında yeterli ve geçerli bir iş analizi yöntemi olmayıp daha çok zaman ve hareket etütleriyle birlikte ön bilgi toplama süreci olarak kullanılmaktadır. Gözlem yönteminde çalışma şartları, işin gidişatı, işin yerine getirilmesi için gerekli olan ustalık ve davranışlarla işte kullanılan araç ve teknik olanaklarla ilgili bilgi sahibi olunması sağlanmaktadır. Görüşme – mülakat yöntemi: İş analizi için en uygun ve en etkili yöntemdir. İşin nasıl yapıldığına, sürecine, aşamalarına, içeriğine yönelik bilgi elde etmek için işi yapan kişiyle yüz yüze yapılan görüşmelerdir. Mülakat yöntemiyle, gözlem sırasında gözden kaçan noktalar ve işin fark edilmeyen yönleri tespit edilmektedir. Her üç yöntemin de eksik bazı yönleri olduğu için iş analizleri yapılırken her üç yöntemden de yararlanılması faydalı olacaktır. İŞ ANALİZ TEKNİKLERİ FONKSİYONEL İŞ ANALİZİ Fonksiyonel iş analizi, bir iş sayesinde yerine getirilen faaliyet ile çalışanların o işi tanımlamak için yaptığı faaliyeti birbirinden ayıran bir görev analizi tekniğidir. Bir işin tanımlanması için çalışanların yürüttükleri faaliyetlere odaklanır ve işlerin görevlerden meydana geldiğini varsayar. Dolayısıyla herhangi bir işi tanımlamak için kullanılacak temel birim “görev”dir. İş özetlerini, iş tanımlarını ve işgören özelliklerini tanımlayıp geliştirmek için tasarlanan fonksiyonel iş analizi, işgören etkinliklerini tanımlamak açısından bir kavramsal sistem ve etkinlik düzeylerini ölçme tekniğidir. Bu teknik ile her iş, işgörenin bilgi ve zihinsel yetenekler ile araç – gereç kullanımı, diğer insanlarla olan ilişkileri yönünden incelenmekte, böylece işlerin birbirlerine göre önem ve kapsamları ortaya çıkarılmaktadır. Fonksiyonel iş analizi için gerekli bilgiler, anketin yanı sıra gözlem ya da mülakat yoluyla da elde edilebilmektedir. GÖREV ENVANTERİ Görev envanteri, belli bir meslekte çalışanlar tarafından gerçekleştirildiği düşünülen görevler veya faaliyetlerden oluşan listeye verilen addır. Görev envanteri yöntemi, çalışan ve yöneticilerin yardımıyla farklı işlerin bir parçası olan görevlerin ve bunların tanımlarının bir listesinin oluşturulmasına dayanmaktadır. Burada amaç kapsamlı bir görev ifadeleri listesi çıkarmaktır. Bir meslek alanında yerine getirilen işlerin gerektirdiği görevler sıralanarak, personelin bu görevlerin içinde hangisini yapmakta olduğu, yapma sıklığı, yaparken harcadığı süre, öğrenmek için harcadığı süre üzerinden derecelendirme yapmasıdır. İş tanımlarının hazırlanmasında ve ilere derecede bölümlendirilmiş, standartlaştırılmış işler için uygundur. Çok ayrıntılı bir teknik olduğu için görev envanteri, işteki düşük ve yüksek performansı birbirinden ayırmaya yarayan ölçütleri ortaya koymaktadır. Özellikle ileri derecede bölümlenmiş, standartlaştırılmış işler için kullanılması uygundur. POZİSYON ANALİZİ ANKETİ Pozisyon analizi anketi, çalışma davranışlarını, çalışma koşullarını ve işin özelliklerini gösteren ve çeşitli işlere uygulanabilen 194 maddelik standart bir iş analizi anketidir. İşi analiz eden kişi, anketteki her bir maddenin analiz edilen işe uygulanabilir olup olmadığını belirlemektedir. Pozisyon analizi anketinde her iş 32 boyutta değerlendirilmekte ve her iş için bir profil çıkarılmaktadır. Pozisyon analizi anket formu içerisinde yer alan sorular, deneyimli iş analisti tarafından, işin sahibi çalışana, yüz yüze mülakat görüşmesi yöntemiyle yönlendirilmekte ve elde edilen yanıtlar online değerlendirme sisteminde değerlendirilerek iş profil raporu elde edilmektedir. Anket sonucunda işin hangi kaynaklarla, ne tür yetkinliklerle, ne kadar sürede ve ne sıklıkta yapılacağı, sorumluluk alanı ve diğer işlerle olan etkileşimine yönelik oldukça kapsamlı bilgiler elde edilmektedir. Pozisyon analizi anketi sonucunda elde edilen veriler sayesinde işin içeriği, performans ve yetkinlik kriterlerinin yer aldığı iş profili raporu hazırlanmaktadır. Pozisyon analizi anket formu sekiz bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler yönetim ve liderlik, işin içeriği, bilişsel yetenek ve beceri gereklilikleri, insan ilişkileri gereklilikleri, bilgi ve veri gerekliliği, işin çıktısı, fiziksel gereklilikler, genişletilmiş iş analiz girdileridir. KRİTİK OLAY TEKNİĞİ Kritik olay tekniği, yüksek iş performansı açısından kritik görülen spesifik davranışlara odaklanmaktadır. Bu tekniğin amacı kritik iş görevlerini belirlemektir. Kritik iş görevleri, işi yapan tarafından yerine getirilen ve işte başarıya götüren önemli görev sorumluluklardır. Kritik olay tekniği genellikle standardize edilemeyen esnek işlerin analizinde kullanılmaktadır. İşteki yüksek performansla düşük performansı birbirinden ayıran boyutları içerecek kadar ayrıntılıdır. Üstün performans gösteren çalışanlarla yapılan mülakatlardan oluşan kritik olay tekniği, çok az sayıdaki geniş olayların ya da deneyimlerin derinliğine incelenmesini içermekte ve bir uzmanlaşmayı gerektirmektedir. YETKİNLİKLERE DAYALI İŞ ANALİZİ Yetkinlik, kişinin iş yaşamında üstün performans göstermesine ya da kendisinden istenilen sonuçları elde etmesine neden olan ayrıt edici bilgi, beceri ve tutumların tümünü kapsayan davranışlardır.Üstün performansla ifade edilen, ortalamadan daha fazla başarı elde edilmesidir. Bir yetkinliğe sahip olunabilmesi ya da geliştirilebilmesi için belirli bir düzeyde “bilgi”, doğuştan gelen “yetenek” ya da sonradan kazanılmış “beceri” ve bunları kullanabilme konusunda geliştirilen “tutum” gerekmektedir. Son olarak da bu özelliklerin gözlemlenebilir, ölçülebilir ve değerlendirilebilir bir “davranış”a dönüşmesi gerekmektedir. Yetkinlik kavramı ilk defa 1982 yılında Richard Boyatzis’in “The Competent Manager” adlı kitabında kullanılmış ve insan kaynakları literatürüne geçmiştir. Yetkinlik yönetimi, organizasyonun ve işlerin gerektirdiği davranışların tespiti, çalışanların bu yetkinlikler çerçevesinde değerlendirilmesi ve geliştirilmesidir. Geleneksel iş analizi, insan kaynakları uygulamalarının etkili bir şekilde gerçekleştirilmesinde şimdiye kadar önemli bir işlev görmesine karşın, artık birçok örgütün, işin yapısındaki değişimler, küresel rekabet, hızlı çevresel değişim, katı hiyerarşik örgüt yapılar yerine basık yapıların tercih edilmesi gibi nedenlerle işe odaklanmaktan, yani işgörenin ne yaptığından, bireylere ve onların yetkinliklerine yönelme ihtiyacı duymaktadır. Bu yönelme, yetkinliklere dayalı iş analizi yaklaşımının uygulanmasını gündeme getirmiştir. Bu yeni yaklaşımda kişinin ne yaptığından çok nasıl yaptığı önemlidir ve dolayısıyla çalışanın kendisine odaklanılmaktadır. Öte yandan kişinin işinde performansını artırabilmesi için sahip olması gereken yetkinlikler, yetkinliğe dayalı iş analizi çalışmalarıyla belirlenmektedir. Bir iş için ihtiyaç duyulan beceri ve davranışları belirlemeye, yetkinliklere dayalı iş analizi çalışması denmektedir. Yetkinliklere dayalı iş analizinde, işe odaklanma yerine her bir işi ya da pozisyonu işgal eden bireylerin sahip olmaları. gereken bilgi, beceri ve göstermeleri gereken davranışları belirlenmektedir. Yetkinliklere dayalı iş analizi sonucunda geliştirilen yetkinlik profilleri, doğru kişileri işe almada, yüksek performanslı kişileri vasat olanlardan ayırt etmede, üstün performanslı olanları elde tutmada ve eğitim ve geliştirmede firmalar için önemli avantajlar sağlamaktadır.

  • Şirket Konumlandırma Analizi

    Şirket konumlandırma analizi özellikle yönetim danışmanları, iş stratejistleri ya da şirketlerin pazarlama yöneticileri tarafından kullanılan bir analizdir. Cevaplaması ve soruları basit olan 8 maddeden oluşur. Şirketinizi yeniden konumlandırmak, ürün/hizmetlerinizi konumlandırmak ve müşteri memnuniyeti yaratmak istiyorsanız şirket konumlandırma analizini kullanabilirsiniz.

bottom of page